17 Ağustos 1999 ve Antalya'da deprem gerçeği!

Abone Ol

Değerli okurlarım bugün 17 Ağustos 2026 üzerinden tam 27 yıl geçmiş olan büyük Marmara depremi kaybettiklerimiz ve yaşadığımız büyük acılar. Bazı şeyleri unutulmuyor ve unutmayacağız derken 6 Şubat depremi ile büyük bir acı daha yaşıyoruz. Bu haftaki köşe yazımda ülkemizde yaşanan bu acı olayları sizlerle paylaşmak istedim.

Tam 27 yıl önce bugün Türkiye, 45 saniyelik bir sarsıntıyla deprem gerçeğini en acı şekilde hatırladı. Aradan geçen yıllarda önemli adımlar atıldı, yönetmelikler değişti, yapı denetimi güçlendirildi, AFAD kuruldu, kentsel dönüşüm için yeni mekanizmalar oluşturuldu. Ancak 17 Ağustos’un geride bıraktığı en önemli soru ise hala geçerliliğini koruyor. Bir sonraki büyük deprem geldiğinde gerçekten hazır mıyız? Özellikle Antalya için bu sorunun cevabı ise daha da önemli bir hal almış durumda.

İşte o güne ait yaşanan acı tablonun sonucu; 17 Ağustos 1999 saat 03.02'de Kocaeli'nin Gölcük ilçesi merkezli meydana gelen deprem, Türkiye'nin yakın tarihindeki en büyük kırılmalardan biri oldu. Resmi kayıtlara göre 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti, 23 bin 781 kişi yaralandı, 505 kişi sakat kaldı. 285 bin 211 konut ile 42 bin 902 iş yerinde hasar meydana geldi. Deprem yaklaşık 16 milyon insanı farklı düzeylerde etkiledi. Aslında o gece yalnızca binalar yıkılmadı. Türkiye'nin deprem yönetimi anlayışı da büyük ölçüde değişti.

1999 Marmara ve aynı yıl yaşanan Düzce depremlerinin ardından yapı güvenliği, yapı denetimi, afet yönetimi ve kentsel dönüşüm konusunda önemli düzenlemeler yapıldı.Türkiye'nin deprem yönetmeliği yıllar içerisinde birçok kez yenilendi. 1998 yönetmeliğinin ardından 2007 yılında yeni düzenleme yürürlüğe girdi. Daha sonra hazırlanan Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 18 Mart 2018'de yayımlandı ve 1 Ocak 2019'da yürürlüğe girdi. Yeni yönetmelik, yeni binaların yanı sıra mevcut yapıların deprem performansının değerlendirilmesi ve güçlendirilmesine ilişkin kuralları da içeriyor. Afet yönetiminde de önemli bir kurumsal değişiklik yaşandı. AFAD, afet ve acil durumlarda koordinasyonu sağlamak üzere merkezi bir yapı oluşturdu. İl Afet Risk Azaltma Planları hazırlanarak kentlerin yalnızca deprem olduktan sonra değil, deprem meydana gelmeden önce risklerini azaltmaya yönelik çalışmalar yapması hedeflendi.

Türkiye Afet Risk Azaltma Planı da 2022-2030 dönemini kapsayacak şekilde hazırlandı. Planda deprem başta olmak üzere farklı afet türleri için amaçlar, hedefler ve eylemler belirlendi.Ancak deprem yönetmeliğinin değişmesi, eski binaların kendiliğinden güvenli hale geldiği anlamına gelmiyor.Yeni yönetmeliğe uygun olarak inşa edilen bir bina ile yıllar önce farklı standartlarla yapılmış bir binanın aynı deprem performansına sahip olduğunu varsaymak mümkün değil. Nitekim 2023 Kahramanmaraş depremlerinin ardından TBMM kayıtlarına yansıyan verilere göre, yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı binalardaki bağımsız bölümlerin çok büyük bölümü 2000 yılı öncesinde yapılmış yapılardan oluşuyordu.

Peki ya Antalya'nın deprem gerçeği?

Antalya denildiğinde akla çoğu zaman güneş, deniz ve turizm geliyor.Fakat Antalya'nın başka bir gerçeği daha var değerli okurlarım ''Deprem'' Yapmış olduğum araştırmaları kısaca sizlerle aktarmak isterim : Antalya İl Afet Risk Azaltma Planı'nda yer alan değerlendirmeler oldukça dikkat çekici. Rapora göre Antalya'da geçmişten günümüze aletsel dönem depremleri incelendiğinde 7 büyüklüğüne ulaşan çok sayıda deprem ve bunların ardından oluşan tsunami olayları yaşandı. MTA'nın diri fay haritasında Antalya'da iki aktif fay bulunduğu belirtilirken, çevre illerdeki tektonik hareketlerin de Antalya açısından önemli risk oluşturduğu vurgulanıyor. Daha da önemlisi, raporda Antalya kent merkezinde dahi gözlemlenebilen zemin değişimlerinden söz ediliyor. Geniş ovalar üzerine kurulmuş yerleşimlerin deprem açısından daha büyük risk taşıyabileceği belirtiliyor. Kısacası Antalya için mesele yalnızca “Fay nereden geçiyor?” sorusundan ibaret değil, binanın üzerinde bulunduğu zemin de en az fay kadar önemli.

Riskin farkındayız, planlarımız da var. Fakat planların sahada ne hızla hayata geçirildiği belirleyici. Çünkü deprem olduğunda planın kağıt üzerinde bulunması değil, binanın ayakta kalması gerekiyor. Ve Antalyanın en önemli konusu ise kentsel dönüşüm. Kentsel dönüşümde yalnızca eski binayı yıkıp yerine yeni bina yapmak olarak görülmemeli. Çünkü depreme dayanıklı şehir, sağlam bina, doğru zemin, doğru imar planı, ulaşılabilir yollar, açık toplanma alanları, çalışır altyapı, hastaneler, iletişim sistemleri ve afet anında görevini yapabilecek kurumların bütününden oluşuyor. Antalya da riskli yapıların tespit edilmesi ve dönüştürülmesi için mekanizmalar bulunuyor. Ancak risk tespiti vatandaş açısından otomatik olarak yapılmıyor, mevcut uygulamada maliklerin başvurusu da önemli bir rol oynuyor.

27 yıl önce yaşanan felaket bize çok net bir şey gösterdi, deprem öldürmez, dayanıksız yapı öldürür dedirtti. Tabi ki depremi durduramayız ve fayların hareket etmesini engelleyemeyiz. Ama bilimsel verilere göre şehirlerimizi planlayabilir, yapı stokumuzu inceleyebilir, riskli binaları güçlendirebilir veya yenileyebilir, toplanma alanlarını koruyabilir ve afet anında kullanılacak ulaşım güzergahlarını önceden belirleyebiliriz.

17 Ağustos ve 6 Şubat depremleri ülkemizde yaşanmış en acı gerçeklerdir. Ama halen eski yapıların derme çatma yapılmış binaların değişime kentsel dönüşüme acilen girmesi gerekirken yeterli adımların atılmadığını görmek üzücü. Olası bir Antalya depreminde neler yaşanabileceği gözler önünde ama çaresizce bekliyoruz. Bir an önce yönetmeliklerin ve mevzuatların işleme alınması gerekiyor.

Depremde kaybettiğimiz vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet yakınlarına da büyük sabırlar diliyorum. Saygı ve sevgilerimle...