Antalya Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı uzmanları, akıllı telefon, tablet ve bilgisayar gibi teknolojik cihazların aşırı kullanımı ile bilgiye zahmetsizce ulaşma kolaylığının insan beynini tembelliğe sürüklediğini açıkladı. Doç. Dr. Nur Ebru Barcın ve Prof. Dr. Ebru Apaydın Doğan, modern çağın getirdiği ve "dijital demans" olarak adlandırılan bu durumdan korunabilmek için günlük yaşam alışkanlıklarının değiştirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Uzmanlar; araçlarda navigasyon kullanımının azaltılması, yakınların telefon numaralarının ezberlenmesi, el yazısı alışkanlığına dönülmesi, düzenli egzersiz, kitap okuma ve sosyal bağların güçlendirilmesi gibi hayati önerilerde bulundu.

Bilgiye değil, bilgiye ulaşma yoluna enerji harcıyoruz

AÜ Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nur Ebru Barcın, son dönemde gündeme gelen "dijital demans" kavramının aslında tıbbi bir tanıdan ziyade metaforik bir kullanım olduğunu ifade etti. Aşırı ekran maruziyetinin her yaş grubunu tehdit ettiğini belirten Doç. Dr. Barcın,

"Bu durum bizim tedavi etmeye çalıştığımız bir demans hastalığı değil. Bizim kriterlerimiz arasında değil ama metaforik bir kullanımı var. Ancak günümüz insanını da etkileyen bir durum"

dedi. Dijitalleşme öncesinde insanların daha çok okuyup yazdığını hatırlatan Doç. Dr. Barcın, bilişsel süreçlerdeki değişimi şu sözlerle aktardı:

Kansere karşı yerli hücre silahı: AÜ dünyadaki 8 merkezden biri oldu
Kansere karşı yerli hücre silahı: AÜ dünyadaki 8 merkezden biri oldu
İçeriği Görüntüle

"Aslında dijital dünya öğrenme biçimini değiştirdi. Mesela bilginin depolanmasına uğraşmıyoruz da daha çok bilgiye nereden ulaşacağımıza enerji harcıyoruz. Yani bir şeyi öğrenmekten ziyade çok kısa sürede maruz kalıyoruz. Öğrenmekten ziyade o bilgiye nasıl ulaşırız, onu aklımızda daha çok tutmaya çalışıyoruz. 'Google efekt' dediğimiz şey bu. Yani bir şey olduğu zaman bunu hatırlamaya uğraşmak yerine hemen Google'dan bakmak gibi."

"Klavye kullanmaktan el yazısını unutuyoruz"

Gelişen teknolojiyle birlikte yapay zekanın da günlük yaşama entegre olduğunu ifade eden Doç. Dr. Barcın, "Mesela bir konuşma hazırlamak, yeni bir şey öğrenmeye çalışmak artık daha farklı yollarla oluyor" diyerek beynin esneklik (plastisite) özelliğine dikkat çekti:

"Plastisite dediğimiz bir şey var. Beyin hücreleri öğrenmeye açık ama ekran maruziyetinde daha yüzeysel bir öğrenme oluyor. Öğrendiğimiz bilgileri kaydedecek kadar zamanımız olmuyor. O kadar çok uyarana maruz kalıyoruz ki dikkat bozuluyor, etkileniyor, sürdürülemiyor. Bunun sonucu uzun süreli dikkat gerektiren işlerde dikkatimizi sürdüremiyoruz. Kitap okumakta zorluk çekiyoruz. O kadar çok klavye kullanıyoruz ki el yazısı yazmayı unutuyoruz. O yüzden bunları da dengeli tutmaya çalışmak lazım."

Aşırı teknoloji kullanımının doğrudan Alzheimer hastalığına yol açtığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirten Doç. Dr. Barcın,

"Teknolojiyi tamamen dışlamaktan bahsetmiyorum. Bu yeni dünyaya uyum sağlamamız lazım. Çünkü bize getirdiği avantajlar çok fazla. Ama nasıl kullandığımız önemli"

ifadelerini kullandı. Bilgiye erişimin kolaylaştığı bu dönemde teknolojiyi etkin kullanmanın ve ekrana bakma sürelerini kısıtlamanın önemine değinen Barcın; demans ve Alzheimer için asıl büyük risk faktörlerinin sosyalleşmemek, fiziksel ve zihinsel egzersiz yapmamak olduğunu vurguladı. Barcın,

"Navigasyon yerine zihninizi zorlayarak, hatırlayarak ya da o anda çözüm üreterek yolumuzu bulmaya çalışmak önemli. Ya da telefon numaralarını ezberlemeye çalışmalıyız"

diyerek zihni aktif tutma çağrısı yaptı.

D I J I T A L D E M A N S T A N K O R U N M A K I C I N N A V I G A S 1339015 397725

"Beyin uykuda temizleniyor"

Sağlıklı bir yaşam tarzının 40'lı yaşlardan itibaren inşa edilmesi gerektiğini kaydeden Doç. Dr. Barcın, haftada üç gün fonksiyonel antrenman yapılmasını, zihinsel olarak aktif kalınmasını ve sosyalleşilmesini önerdi. Uykunun beyin sağlığındaki kritik rolüne de değinen Doç. Dr. Barcın, mavi ışık tehlikesine karşı uyardı:

"Eğer kaliteli bir uyku alamıyorsak ileride Alzheimer hastalığına yakalanma riskimiz artıyor. Kaliteli bir uyku için de yatmadan önce telefon kullanımı ya da mavi ışık maruziyetini azaltmamız lazım. Çünkü beyin uykuda temizleniyor. Glimfatik sistemle iyi, sağlam, sağlıklı bir uyku alırsak, beyin kendi içindeki, hücre içindeki zararlı proteinleri daha kolay temizliyor ama uykunuz kötüyse ileride hastalığa yakalanma riskimiz artıyor."

Çocuklarda gelişim geriliği ve otizm yanılgısı

AÜ Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Apaydın Doğan da 2012 yılından bu yana bir Alman psikolog tarafından tanımlanan "dijital demans" kavramının, tam bir demans olmasa da o süreci hazırlayan bir basamak olduğunu belirtti. Ekran maruziyetinin yaş gruplarına göre etkilerinin değiştiğini söyleyen Prof. Dr. Doğan, özellikle 0-3 yaş döneminin bilişsel gelişimdeki önemini vurguladı:

"Bir çocuk ile bir yaşlının ekran maruziyetinin sonuçları çok farklı. 0-3 yaş en önemli dönem. Sonra 3-6 yaş, 6-12 yaş diye devam ediyoruz. Her yaş grubundaki maruziyetin sonuçları farklı. Mesela gittiğimiz restoranlarda anne yemek yedirirken çocuğuna ekranı açıyor. 0-3 yaş, bilişsel fonksiyonların çok hızlı geliştiği bir yaş grubu. Etrafla ilgilenmesi gereken çocuk, yani görsel uyarılara maruz kalması gereken bir süreçte tam tersi ekranda hızlı hızlı geçen ve maalesef çok hızlı kaydırılırken çok yeni, belki uygun olmayan ekranlar da görebiliyor. Şekil verebiliyoruz beynimize. İşte bu plastisite süresince çocuk beyni, normal olmayanı normal kabul etmeye başlıyor ve onun için normal kavramı farklı bir noktaya ulaşıyor."

Kliniklere konuşma gecikmesi şikayetiyle getirilen birçok çocuğun ailesi tarafından otizmli sanıldığını, oysa temel problemin aşırı ekran maruziyeti olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan,

"Tabii konuşma geciktikçe sosyal beceriler de geri kalıyor. Koşması gereken yaştaki çocuk oturmak zorunda kalınca olumsuzluklar ortaya çıkıyor. Pek çok anne baba 'Aman koşmasın, hareket etmesin, eline bir şey verelim, biz de rahat edelim' dediğinde çocuk sosyal olarak gecikmenin yanı sıra fiziksel olarak da gecikmeye başlıyor. Bu çocuklarda yürüme zorlukları görüyoruz. Daha dengesiz yürüme görüyoruz. Çünkü beyinde frontal alan ona göre gelişiyor. Yani çocuğun koşması, yürümesi, konuşması, etraftan uyaran görmesi lazım. 3-6 yaş arasında da aynı şey geçerli"

dedi. Prof. Dr. Doğan, 6-12 yaş grubundaki kız çocuklarında ise ekrandaki yoğun makyajlı ve farklı tarzlardaki figürler sebebiyle estetik ve güzellik algısının yapay şekilde değiştiğini, çocukların spor ve sosyalleşme yerine ekrana bakmayı seçtiklerini belirtti.

Yaşlılarda televizyon bağımlılığı depresyona yol açıyor

Yaşlı nüfustaki ekran bağımlılığına ilişkin pandemi döneminden ve Japonya'dan örnekler veren Prof. Dr. Doğan, Japon yaşlılarının el becerilerini aktif kullandıklarını, yemek yapma, resim gibi uğraşlara sahip olduklarını ve her gün 1 saat bir araya gelerek sosyalleşebildiklerini aktardı. Günümüz şartlarında çekirdek aile modeline geçilmesiyle yalnızlaşan yaşlıların televizyon ve ekrana yöneldiğini ifade eden Doğan, tehlikeli bir boyuta dikkat çekti:

"Ekrandan uzak durmayı sadece telefon için demeyelim, televizyon için de geçerli. Bize gelen bazı hastalarımıza günlerini nasıl geçirdiklerini sorduğumuzda gündüz kuşağındaki programlara maruz kaldıklarını öğreniyoruz. Bu bizim hiç istemediğimiz bir şey. Çok fazla ekran maruziyetinde kişi artık kendini oradaki bireylerle özdeşleştiriyor. O ekranda sorun yaşamış bir kadınla veya erkekle kendini özdeşleştiriyor ve onu takip etmeye başlıyor. İşte burada süreç başlıyor aslında. Kişide depresyon görüyoruz. Yaşlılarımız mutlaka sosyalleşmeli, dışarı çıkmalı, arkadaşıyla 1 saat kahve içmeli, yürüyüş yapmalı, yürüyüş yapamıyorsa dizleri ağrıyorsa da bir arkadaşını evine çağırmalı."

Fiziksel gücü yerinde olan yaşlıların seramik veya resim gibi kurslara yönelmesini tavsiye eden Prof. Dr. Doğan, zihinsel sağlığı korumak adına sabah uyanır uyanmaz telefona sarılmamak gerektiğini dile getirdi. "Tabii telefonlarımızda çok fazla numara var. Hepsini hafızamızda tutamayız" diyen Doğan, en azından çekirdek aile üyelerinin numaralarının akılda tutulmasını önerdi.

"Geçinmeye çalışmak bile en büyük sosyal beceridir"

Sosyalleşmenin ve çevreyle kurulan iletişimin demanstan korunmadaki en güçlü kalkan olduğunu belirten Prof. Dr. Ebru Apaydın Doğan, insan ilişkilerindeki adaptasyon yeteneğinin zekayla olan doğrudan ilişkisini şu çarpıcı sözlerle özetledi:

"Hatta bu kişiler çok sevmediğimiz kişiler olsa bile. Bakın bu kişilerle geçinmeye çalışmak bile en büyük sosyal beceridir. Tabii ki herkesi sevemeyiz ama var olmamızın şartı adapte olmamızdır. Burada da zeka ila adaptasyon devreye giriyor. Zeka ve adaptasyon çok yakın iki kavram. Biz bir ortama adapte olabiliyorsak zekiyiz demektir."

Kaynak: DHA