Antalya'da 29 Ekim 2021 tarihinde Kepez ilçesi 15 Temmuz Şehitler Caddesi üzerinde faaliyet gösteren bir kuyumcuda büyük bir soygun ve cinayet olayı yaşandı. Yüzüne kar maskesi takarak iş yerine giren şüpheli S.Ö., içeride çalışan Abuzer Atakan Gür'ü silahla vurduktan sonra darbedip tekrar ateş açtı ve yaklaşık 2 kilogram altını gasbederek kaçtı. İhbar üzerine olay mahalline intikal eden sağlık ekiplerinin yaptığı kontrollerde Gür'ün yaşamını yitirdiği saptandı. Bölgedeki güvenlik kamerası kayıtlarını titizlikle inceleyen Antalya Emniyet Müdürlüğü ekipleri, şüphelinin yakalanması için geniş çaplı bir tahkikat başlattı. Afyonkarahisar İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin Kütahya karayolunda gerçekleştirdiği operasyonda yakalanan zanlının aracında ve üzerinde Kalaşnikof marka uzun namlulu silah, silaha ait şarjör ve içerisinde 15 mermi, 100 bin Türk Lirası, 1 kilogram külçe altın ile 177 gram saf altın ele geçirildi. Şüpheli S.Ö., asayiş ve gasp büro amirlikleri ekiplerine teslim edildi. Yapılan detaylı araştırmalarda, 17 Ekim 2020 tarihinde yine Kepez ilçesindeki farklı bir kuyumcuda meydana gelen silahlı yağma olayının failinin de aynı kişi olduğu belirlendi. Her iki suçu da işlediğini itiraf eden S.Ö., emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından 14 Kasım 2021 tarihinde çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hâkimliğince tutuklanarak cezaevine gönderildi. Antalya 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada sanık S.Ö., tasarlayarak kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet, nitelikli yağma suçundan 14 yıl, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Yargıtay'dan tazminat kararını bozan karar
Yaşanan acı olay sonrasında Abuzer Atakan Gür'ün geride kalan yakınları, iş yerinde gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin eksiksiz alınmadığını öne sürerek işveren A.A. aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtı. Davayı karara bağlayan Antalya 4'üncü İş Mahkemesi, maktulün yakınlarına toplam 4 milyon 679 bin 831 Türk Lirası maddi ve manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmetti. İşverenin bu karara karşı yaptığı istinaf başvurusunun ilgili mahkemece reddedilmesinin ardından dosya temyiz yoluyla Yargıtay'a taşındı. Dosyayı inceleyen Yargıtay 10'uncu Hukuk Dairesi, saldırganın kuyumcu soygununu ve silahlı saldırıyı önceden planladığına dikkat çekerek yerel mahkemenin verdiği kararı bozdu. Yargıtay, üçüncü kişinin gerçekleştirdiği ağır kusurlu eylemin işveren yönünden nedensellik bağını kestiğini vurgulayarak, tazminata hükmedilen kararın bozulmasına oy birliğiyle karar verdi. Dosya, yeniden karar bağlanmak üzere Antalya 4'üncü İş Mahkemesi'ne iade edildi.
"Bir saldırganın suç işleme iradesi, işverenin yükümlülüğünü ortadan kaldırır mı"
Gür ailesinin avukatlarından Elif Hondu Çil, müvekkillerinin Yargıtay'ın bu bozma kararına karşı yerel mahkemenin önceki kararında direnmesini talep ettiğini ifade etti. Maktulün ailesinin geçimini temin etmek amacıyla iş yerine gittiğini ve uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybettiğini belirten Çil, şunları söyledi:
"Bugün yıllar sonra hâlâ şu sorunun cevabını arıyoruz: Bir işçinin iş yerindeki güvenliği için alınması gereken önlemler alınmadıysa bu ölümde işverenin hukuki sorumluluğu nerede başlar, nerede biter? İş yerinde gerekli risk değerlendirmeleri yapılmamıştı. Gerekli önlemler alınmamıştı. Güvenlik amacıyla bulundurulması gereken bir silah ve alarm yoktu. Bu tespitlerin hepsi ilk derece mahkemesi tarafından yapıldı. Mahkeme de Abuzer Atakan Gür'ün eşinin ve çocuklarının maddi ve manevi tazminat taleplerini kabul etti."
Yargıtay'ın işveren ile ölüm arasındaki nedensellik bağının kesildiğine hükmederek kararı bozduğuna değinen Çil, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir saldırganın suç işleme iradesi, işverenin işçisini koruma yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırır mı? Bu saldırı bir tesadüf değildi. Saldırgan, iş yerindeki para ve altınları almak amacıyla dükkâna gelmişti. Biz suçlunun bulunmasını istemiyoruz. Suç da suçlu da zaten belli. Bir işçinin çalıştığı iş yerinde güvenliğinin sağlanması için işverene yüklenen sorumluluğun bu olay özelinde neden yok sayıldığını sorguluyoruz. Hiçbir tazminat Abuzer Atakan'ı geri getirmeyecek. Ancak bir işçinin iş yerine giderken sahip olması gereken en önemli hak, evine sağlıklı dönebilmektir. Abuzer Atakan evine geri dönemedi. Şimdi sıra adalette."
"Silahlı yağma öngörülebilir bir risk"
Ailenin diğer avukatı Serpil Alabaş ise saldırganın yargılama sonucunda aldığı cezayı tartışma konusu yapmadıklarını, tüm itirazlarının işverenin sorumluluğunun tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik olduğunu dile getirdi. Suçlunun temel amacının yağma olduğunu aktaran Alabaş, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Ölüm, bu yağma eylemi sırasında meydana gelen sonuçtur. İşverenin mal varlığı zarar görmüş, işçi ise hayatını kaybederek bunun bedelini canıyla ödemiştir. Ailesi ve çocukları da destekten mahrum kalmıştır. Yalnızca üçüncü kişinin yağma kastının bulunması, işverenin çalışanını öngörülebilir bir riskten koruma yükümlülüğünü neden tamamen ortadan kaldırmaktadır?"
Yargıtay kararında işverenin risk değerlendirmesi yapmadığının, gerekli önlemleri almadığının ve iş güvenliği eğitimi vermediğinin açıkça kabul edildiğini savunan Alabaş, konuşmasını şöyle tamamladı:
"Kuyumculuk faaliyetinde silahlı yağma öngörülebilir bir risk ise bu risk değerlendirilmemişken meydana gelen ölümün işverenin kusuruyla hiçbir bağlantısının bulunmadığı nasıl söylenebilir. İş yerinin güvenlik şartlarının, çalışma düzeninin, Cumhuriyet Bayramı'ndaki açılış saatinin ve alınan ya da alınmayan diğer önlemlerin araştırılması gerektiğini söylüyoruz."
Abuzer Atakan Gür'ün ilk kurşunun ardından yere düştüğünü, failin daha sonra yanına giderek yeniden ateş ettiğini hatırlatan Alabaş,
"Abuzer Atakan Gür o sabah çalışmak için iş yerine girdi. Akşam evine dönmesi gerekiyordu ancak dönemedi. Talebimiz yalnızca tazminat değildir. İş yerinde hayatını kaybeden bir işçinin de işverenin koruma yükümlülüğü kapsamında olduğunun kabul edilmesini istiyoruz"
ifadelerini kullandı.
"Çocuklarımın hakkını istiyorum"
Yaşadıkları hukuk mücadelesi sürecini ve duydukları üzüntüyü dile getiren Abuzer Atakan Gür'ün eşi Nurcan Gür, iki çocuğuyla birlikte çok zorlu bir dönemden geçtiklerini belirterek,
"Gelecek karardan çok umutluyduk fakat şu anda çok üzgünüz. Eşim geri gelmeyecek ancak iki çocuğuma bakmak ve onların geleceklerini hazırlamak zorundayım. Yerel mahkemenin adaleti yerine getirmesini istiyorum. Çocuklarımın hakkını istiyorum"
dedi. Maktulün oğlu Gürkan Gür ise yaşanan sürecin kelimelerle ifade edilemeyecek kadar ağır olduğunu vurgulayarak, "Yargıtay davamızı bozdu. Önceki yerel mahkeme kararında mahkemenin yeniden durmasını istiyoruz. Umutluyuz ve adalete güveniyoruz. Babam geri gelmeyecek ancak hakkımızı alabilme umuduyla mahkemenin kararını bekliyoruz" şeklinde konuştu.