Susam simidin üstü değil; tahinin, helvanın, fırının, sanayinin ve sofranın “gizli maliyeti”…
Bazen en büyük meseleler, en küçük tanelerin içine saklanır. Susam da öyle. Simidin üstünde birkaç tane gibi durur ama tahin-helva sanayinden pastacılığa, fırıncılıktan toplu tüketime kadar uzanan zincirde “fiyatı belirleyen” kritik bir hammaddedir. Biz susamı çoğu zaman sadece lezzet başlığıyla konuşuyoruz; oysa susam aynı zamanda tedarik güvenliği, fiyat istikrarı ve yerli katma değer meselesidir.
⸻
1) “Yerli var ama yetmiyor” gerçeği
Türkiye’nin yıllık susam üretimi 14.439 ton seviyesinde.
Aynı dönemde susam tohumu ithalatı ise 2023’te yaklaşık 254.788 ton ve bunun parasal karşılığı 486,1 milyon dolar bandında.
Bu iki rakam yan yana gelince tablo açık:
Susamda, üretim yapsak da, tüketim ve sanayinin ihtiyacını büyük ölçüde ithalatla tamamlıyoruz. Yani susamın fiyatına; sadece tarladaki verim değil, döviz kuru, navlun, küresel arz ve dünya fiyatı da aynı anda hükmediyor.
⸻
2) Susamı kimden alıyoruz? (Ve asıl risk nerede?)
Türkiye susamı ağırlıklı olarak şu ülkelerden alıyor: Çad, Sudan, Brezilya, Nijer, Pakistan…
Bu ülkelerin her biri tedarik zincirinde önemli bir halka. Ancak mesele “kimden aldığımız” kadar “ne kadar bağımlı olduğumuz”.
Çünkü bağımlılık arttıkça:
• fiyat dalgalanması büyüyor,
• kalite tutarlılığı zorlaşıyor,
• arz kesintisi riski artıyor,
• gıda sanayinin maliyeti öngörülemez hale geliyor.
Susam küçük bir tane; ama ekonomide zincirin en hassas noktalarından biri.
⸻
3) Yerli susam neden “stratejik ürün” sayılmalı?
Yerli susamı değerli kılan sadece “yerli” olması değil. Dört temel sebep var:
* İzlenebilirlik ve güven: Nerede üretildi, nasıl işlendi, ne standardı var?
* Sanayi için istikrar: Tahin/helva gibi üretimlerde aynı kaliteyi sürdürebilmek.
* Katma değer: Ham susam satmak başka; tahine, helvaya, markalı ürüne dönüştürmek bambaşka.
* Kırsal kalkınma: Çiftçinin gelirini artıran, tarımı sürdürülebilir kılan bir denge.
Yani yerli susam; çiftçiyi de korur, sanayiyi de rahatlatır, esnafın maliyetini de daha öngörülebilir kılar.
⸻
4) ( Antalya– Manavgat parantezi) Türkiye susamının ağırlık merkezi
Türkiye’de susam denince Antalya’yı konuşmadan olmaz. Antalya’nın Türkiye üretimindeki payı yüksek; Antalya üretiminin çok büyük bir kısmı da Manavgat’tan geliyor. Manavgat’ta susam ekim alanları on binlerce dönümle ifade ediliyor ve üretim tonajı, tek bir ilçenin ülke ölçeğinde ne kadar kritik olabileceğini gösteriyor.
Bu, Manavgat’ı sadece tarımsal bir bölge yapmıyor; aynı zamanda Türkiye’nin susam tedarik güvenliğinde kilit bir merkez haline getiriyor.
⸻
5) “ Altın Susam” laf değil: standart, kimlik, itibar
Manavgat Altın Susamı’nın en büyük farklarından biri; coğrafi işaretle kimliğinin korunması ve ürünün standardının tariflenmesi. Bu, şu anlama gelir:
Manavgat sadece susam üretmiyor; Manavgat adıyla bir kalite iddiası taşıyor.
Kalite tarafında konuşulan yağ oranı gibi göstergeler de işin mutfağa bakan yüzünü güçlendiriyor: Tahin verimi, aroma, lezzet derinliği… Yani Manavgat’ın susamı sadece “tane” değil; ürün karakteri.
⸻
6) Asıl hedef: Ham madde değil, ürün ailesi
Susamın gerçek kazancı, ham maddeyle sınırlı kalınca kaçıyor.
Tahin, helva, susam yağı, susam bazlı yeni ürünler… Katma değer burada.
Manavgat’ın stratejik fırsatı da tam burası:
Üretim + işleme + markalaşma aynı çizgide ilerlediğinde; tarım, sanayi ve gastronomi turizmi birbirini büyütür. Antalya’nın “altın tanesi” ifadesi, ancak böyle bir çarpanla gerçek anlamını bulur.⸻
Antalya’ya çağrı: Bu altın taneyi büyütelim
Antalya’nın elinde Türkiye ölçeğinde bir avantaj var. Bu avantajı “tarlada” bırakmayalım.Manavgat Altın Susamı’nı, sadece bir tarım ürünü değil; yerli tedarik ve katma değer projesi olarak ele alalım.
• Üretici için alım garantisi / sözleşmeli üretim güçlensin.
• İşleme tarafında tahin–helva–susam yağı gibi alanlarda yatırımlar teşvik edilsin.
• Coğrafi işaret, sadece bir tescil değil; pazarda fiyat ve itibar üreten bir araca dönüştürülsün.
• Antalya’nın gastronomi kimliği, susam gibi temel ürünlerle daha da sağlamlaştırılsın.
Çünkü susam küçük olabilir…
Ama ithalat faturası büyük.
Yerli üretim ve katma değer ise çok daha büyük bir kazanç kapısı.