Değerli okurlarım bu haftaki köşe yazımda Antalya'da yaşanan hafta sonu sorunları demek isterdim ama hafta sonu krizleri ve çilesi demek istiyorum. Özellikle hafta sonunu en iyi şekilde değerlendirmek isteyen biz çalışanlar deniz ve mangal keyfi için sahillere akın ediyoruz. Bir yaşam döngüsü tabii ki de, ama artık bu durum rezillik ve çileye dönüştü. Bu durumunda en büyük etkisi şehrimizin aşırı bir şekilde göç almasına bağlıyorum. Hafta sonu piknik ve mesire alanlarına gitmek için adete yarış yapıyoruz. Hatta bazılarımız sabahın 04:00 'ünde, 05:00'inde yollara çıkan vatandaşlar hem yer kapabilmek hemde piknik alanına girmek için kuyruk beklemek istemiyor. Hal böyle olunca da kriz giderek büyüyor.
Antalya'da eşsiz sahillerimiz, tarihi dokumuz ve doğasıyla her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turisti ağırlayan dünya çapında bir cazibe merkezidir şehrimiz. Artık şehrimizde madalyonun bir de diğer yüzü var artık. Şehirde yaşayanlar ve hafta sonunu değerlendirmek isteyen tatilciler için cuma akşamından pazar gecesine kadar geçen süreç, dinlenmekten çok sabır sınavına dönüştü. Kentin kronikleşen altyapı sorunları ve kontrolsüz yoğunluk, Antalya’da "hafta sonu çilesi" kavramını her geçen gün daha da derinleştiriyor.
Kilometrelerce uzayan kuyrukların başında en yakın olan yer Topçam sonrasında ise küçük ve büyük çaltıcak ve Phaselis antik kenti girişinde oluşan inanılmaz kuyruklar hafta sonu kabusunun yaşandığı yerlerin başında geliyorlar. Özellikle Phaselis plajı, doğayla tarihin buluştuğu bu eşsiz noktaya günübirlik gitmek isteyenler, daha sabahın erken saatlerinde giriş kapısında kilometrelerce uzayan araç kuyruklarıyla karşılaşıyor. Gişelerdeki yavaş ilerleme ve otopark kapasitesinin yetersizliği nedeniyle binlerce vatandaş saatlerce kavurucu sıcak altında beklemek zorunda kalıyor. Birçok sürücü ise pes ederek ören yerine giremeden geri dönmek zorunda kalıyor. Tabii bu bahsettiğim yerler dışında bir benzer manzaralarda Olimpos, Çıralı ve millî park girişlerinde de her hafta sonu tekrar ediyor
Antalya'nın büyük trafik sorunlarına gelecek olursak şehir merkezinde, özellikle Çakırlar bölgesine kahvaltıya gitmek isteyenlerin oluşturduğu yoğunluk, Merkez Bankası Kavşağı’na kadar uzanan hat üzerinde trafiği tamamen durma noktasına getirdi. Dünyaca ünlü Konyaaltı ve Lara plajlarına çıkan ana arterler ise adeta devasa birer otoparka dönüşmüş durumda. Şahsi araç kullanımının yüksek olması, toplu taşıma entegrasyonunun sahil şeritlerinde yetersiz kalması ve otopark kaosları, deniz kenarında birkaç saat geçirmek isteyen Antalyalıları canından bezdiriyor.
Ve deniz, mangal keyfini yaptıktan sonra ise dönüş yolunda sabır sınavı başlıyor. Özellikle pazar akşamları ise çilenin boyutu şehirler arası yollara taşıyor. Kemer-Antalya ve Alanya-Antalya aksını birbirine bağlayan D-400 karayolunda, tatil beldelerinden şehir merkezine dönmek isteyenlerin oluşturduğu kuyruklar saatlerce eve dönmek zorunda olan vatandaşlar ile dolup taşıyor.
Kısacası Antalya'da hafta sonu bir yere gitmek gerçekten sabır işi. Şahsım adıma söylüyorum bu çileyi çekmektense evde klima altında oturup Tv'de film ve dizi izlemeyi tercih ederim. Yetkililere ne diyeceğimi bilemiyorum ama Antalya'nın girişine artık yer kalmadı doluyuz demek gerekiyor. Alınan bunca göç ve yetersiz altyapı ve yollar ile bu şehir daha bir çok sorun ile karşı karşıya kalacak. Herkese mutlu ve huzur dolu ve birazcıkta serin günler dilerim....