Türkiye'nin tarihi ve coğrafi açıdan en stratejik noktalarından biri olan Çanakkale, sadece geçmiş savaşların izlerini değil, aynı zamanda binlerce yıllık bir dil mirasını da bünyesinde barındırıyor. Bölge halkının nesilden nesile aktardığı, kulaktan kulağa yayılan ve günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelen yerel kelimeler, kenti ziyaret eden yabancılar için adeta gizli bir şifre niteliği taşıyor. Göç yollarının kesişim noktasında bulunan bu kadim şehirde şekillenen şive ve kelime dağarcığı, Marmara ve Ege kültürünün harmanlanmasıyla ortaya çıkan tamamen kendine has bir karakter sergiliyor.
Son yıllarda yapılan sosyolojik ve dilbilimsel araştırmalar, Çanakkale yerel ağzının %42,3 gibi ciddi bir oranla Balkan göçmenlerinin getirdiği dil köklerinden etkilendiğini gösteriyor. Kent merkezinde ve özellikle Biga, Lapseki, Yenice gibi ilçelerde yaşlı nüfusun sıklıkla kullandığı bu ifadeler, genç nesil tarafından da dijital dünyada mizah ve aidiyet unsuru olarak yaşatılmaya devam ediyor. Kulaklara başlangıçta yabancı gelen ancak dinledikçe samimi ve sıcak bir tınıya dönüşen bu sözcükler, Çanakkale'nin kültürel kimliğinin en önemli yapı taşları arasında ilk sıralarda yer alıyor.
Çanakkale Sokaklarında Sıklıkla Duyulan Günlük İfadeler
Kent meydanında, pazar yerlerinde ya da eski mahalle aralarında yürürken kulak misafiri olacağınız pek çok kelime, standart Türkçe sözlüklerin dışındaki anlamlarıyla dikkat çekiyor. Çanakkalelilerin hayatın olağan akışı içinde doğal bir şekilde kullandığı bu tabirler, dışarıdan gelen bir misafir için ilk etapta anlaşılması güç bir durum yaratabiliyor. Örneğin, bir nesnenin ya da durumun eğri, düzensiz veya yamuk olduğunu anlatmak için kullanılan "yallak" kelimesi, yöre insanının pratik zekasını ve şiveye kattığı esnekliği gözler önüne seriyor.
Günlük sohbetlerde bir kişinin aceleci, telaşlı veya yerinde duramayan yapısını tasvir etmek adına "bocit" ifadesi sıklıkla karşımıza çıkıyor. Bunun yanı sıra, özellikle kırsal kesimlerde bir yere gitmek, yola koyulmak anlamında kullanılan "kopmak" fiili, modern gençlik dilindeki anlamından çok daha eski ve köklü bir geçmişe dayanarak Çanakkale ağzındaki yerini koruyor. Şehirdeki iletişim dilinin bu denli renkli olması, esnaf ile müşteri arasındaki diyaloglardan kahvehane sohbetlerine kadar her alana neşeli bir hava katıyor.
Tarım Ve Ev Yaşamında Kullanılan Geleneksel Terimler
Çanakkale'nin verimli topraklarında yapılan tarımsal faaliyetler ve yüzyıllardır süregelen ev yaşamı, kendi içinde çok zengin bir terminolojinin doğmasına zemin hazırlamıştır. Ev içindeki eşyalardan tarladaki araç gereçlere kadar geniş bir yelpazeye yayılan bu özel sözcükler, bölgenin üretim kültürünü ve geçmişteki yaşam standartlarını anlamak adına büyük önem taşıyor. Özellikle köylerde evlerin giriş bölümlerini, avluları ya da sundurmaları tanımlamak için tercih edilen "hayat" kelimesi, mimari bir terim olmaktan çıkıp doğrudan yaşam alanının kendisini simgeliyor.
Mutfak kültüründe ve kışlık hazırlıklarda da kendini gösteren bu dil zenginliği, büyük bakır kaplar veya saklama kapları için kullanılan "güğüm" ve "bakraç" gibi kelimelerin ötesine geçerek "şaplak" gibi tokat veya geniş kap anlamlarına gelen çift yönlü sözcükleri de içeriyor. Tarlada çalışırken giyilen giysilerden, hasat zamanı kullanılan yöntemlere kadar her aşamada karşımıza çıkan bu otantik dil, Çanakkale'nin tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş sürecinde bile kaybolmayan güçlü bir bağ olarak varlığını sürdürüyor.
Bölge İnsanının Duygu Ve Davranışları Tanımlama Biçimi
Çanakkale insanının samimi, neşeli ve biraz da fevri yapısı, duyguları ve insan davranışlarını ifade etme biçimlerine de doğrudan yansımış durumdadır. Bir kişinin sergilediği tuhaf, anlamsız ya da şaşkınlık uyandıran hareketleri tanımlamak için kullanılan "aliko" sözcüğü, yöre halkının bir durumu mizahi bir dille eleştirme yeteneğini net bir şekilde ortaya koyuyor. İnsan ilişkilerinde açık sözlülüğü ve doğallığı seven bölge halkı, yapmacık tavırları veya kibirli davranışları da yine kendilerine has kelimelerle eleştirmeyi tercih ediyor.
Bir şeye çok şaşırmak, hayretler içinde kalmak durumunda çekilen "badi" veya "aba" gibi ünlemler, konuşmanın tonunu ve vurgusunu tamamen değiştirerek iletişimi daha dinamik bir hale getiriyor. İnatçı, söz dinlemeyen ya da kendi bildiğini okuyan karakterdeki bireyler için kullanılan "dikbaş" veya "bızdık" gibi sempatik yerel sıfatlar, toplumsal ilişkilerdeki sürtüşmeleri yumuşatma ve olaylara daha sevecen yaklaşma amacına hizmet ediyor.
Nesiller Arası Bağ Oluşturan Zamansız Sözcükler
Teknolojinin gelişmesi ve küreselleşmenin etkisiyle yerel dillerin unuttuğu bir çağda, Çanakkale'nin bu özel sözcükleri nesiller arasında adeta görünmez bir köprü vazifesi görüyor. Dedelerin ve ninelerin torunlarına anlatırken kullandığı, çocukların ise ilk başta anlamayıp zamanla benimsediği bu kelimeler, kültürel sürdürülebilirliğin en canlı örneklerinden birini oluşturuyor. Kentteki eğitim kurumları ve yerel yönetimler de bu dil mirasının yok olmaması adına çeşitli derleme çalışmaları yürüterek sözlü tarihi kayıt altına alıyor.
Yapılan son araştırmalara göre, kent merkezinde yaşayan gençlerin %68,4’ü bu kelimelerin en az yarısını günlük hayatlarında olmasa bile aile ortamlarında sıklıkla duyduklarını ve anlamlarına hakim olduklarını belirtiyor. Bu durum, Çanakkale'ye özgü kelimelerin sadece geçmişe ait birer anı olarak kalmadığını, aksine gelecekte de şehrin ruhunu beslemeye devam edecek yaşayan birer organizma olduğunu açıkça kanıtlıyor.
Kaynak: Zeki Ersin Yıldırım