Devlet dairelerinde uzun yıllar boyunca ter dökerek emeklilik hayali kuran milyonlarca kamu görevlisi için kritik bir detay ortaya çıktı. Emeklilik hakkı elde eden çalışanların büyük bir kısmı, alacakları toplu parayı hesaplarken meslekte geçirdikleri toplam süreyi dikkate alıyor. Fakat yürürlükteki mevzuat, toptan ödemeleri yalnızca eksiksiz tamamlanmış yıllar üzerinden yapmayı şart koşuyor. Dolayısıyla görev süresinin bir sonraki seneye devretmesine 1 gün bile kalsa, o senelik emeklilik tazminatı tamamen yanıyor. Şaşırtıcı olan kısım ise aynı artık sürenin düzenli maaş bağlama aşamasında hesaba eksiksiz dâhil edilmesidir.
Hukuki düzenlemelerin temelini oluşturan 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun 89. maddesi, hak edişlerin çerçevesini net bir biçimde çiziyor. Yasa metni, asker ve sivil fark etmeksizin tüm kamu personelinin her bir tam hizmet yılı için ödeme alacağını belirtiyor. Bu kural sebebiyle 27 yıl 11 ay 29 gün çalışan bir personel, resmiyette sadece 27 senelik hak sahibi kabul ediliyor. Geriye kalan 11 ay 29 günlük fiili çalışma dönemi için personele herhangi bir tazminat aktarımı gerçekleşmiyor.
Kesinti Yapılan Primler İle Ödenen İkramiyeler Uyuşmuyor
Devlet personeline emekli olurken sunulan toplu ödemeler, çalışanların cebine giren aylık net maaşlar üzerinden hesaplanmıyor. İlgili ödeme miktarları, personelin görevi başındayken Sosyal Güvenlik Kurumu prim kesintilerine esas olan tutarlar dikkate alınarak belirleniyor. İkramiye meblağı, personelin kurumundan ayrıldığı tarihteki katsayılar ve tam hizmet yıllarının çarpımı sonucu elde ediliyor.
Benzer bir durum 1 Ekim 2008 tarihinden sonra mesleğe başlayan kamu görevlileri için de geçerliliğini koruyor. Yeni kanun kapsamındaki personelin tazminatları da 5510 sayılı Kanun'un ek 82. maddesi kanalıyla yine eski mevzuat ilkelerine göre şekilleniyor. Sonuç olarak göreve başlama tarihi ne olursa olsun tüm devlet memurları eksik kalan sürelerde aynı tazminat kaybını yaşıyor.
Düzenli Maaş İle Toplu Ödeme Arasındaki Çelişkili Yapı
Söz konusu uygulamanın kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açmasının temelinde, mevzuattaki maddeler arasındaki belirgin çelişkiler yer alıyor. Kanunun 41. maddesi, aylık bağlanırken bir yıldan az olan sürelerin de oranlanarak maaş hesabına katılmasına imkan tanıyor. Aynı kanunun ek 70. maddesi ise memurun çalıştığı her ay için kesinti yapıldığını doğruluyor. Personel tam yılı doldurmayan günler için de düzenli olarak sosyal güvenlik primi ödemeye devam ediyor.
Sosyal güvenlik uzmanları, kamu çalışanlarından prim kesintisi yapılmasına rağmen karşılığında tazminat ödenmemesinin adil olmadığını dile getiriyor. Özel sektörde çalışan emekçilerin kıdem tazminatları gün bazında hesaplanırken, kamu görevlilerinde bu esnekliğin tanınmaması büyük bir eşitsizlik yaratıyor. Daha önce uygulanan 30 yıllık üst sınırın kaldırıldığı gibi bu konuda da yeni bir yasal düzenleme yapılması bekleniyor.
Ayrılış Dilekçesi Vermeden Önce Süre Kontrolü Yapılması Gerekiyor
Gündemdeki yasal kurallar yenilenmediği sürece emeklilik adımı atmayı planlayan personelin çok dikkatli davranması şart koşuluyor. Emeklilik dilekçesini teslim etmeye hazırlanan çalışanların, hizmet dökümlerini inceleyerek hareket etmeleri büyük önem taşıyor. Tam bir hizmet senesini tamamlamaya çok az günü kalan kişilerin, ayrılış tarihlerini birkaç gün ertelemesi büyük finansal kayıpların önüne geçiyor.
Bir sonraki hizmet senesini dolduracak şekilde planlama yapmak, personele tam 1 aylık ikramiye tutarında ek kazanç kazandırıyor. Bu sebepten ötürü dilekçe sürecini başlatacak olan personelin e-Devlet platformu üzerinden detaylı hizmet dökümü alması tavsiye ediliyor. Sürelerin titizlikle incelenmesi, 1 günlük süre farkıyla bir yıllık tazminattan mahrum kalınmasını engelliyor.





