Yanartaş’ın eteklerinde, ateşle ilişkilendirilen antik Yunan tanrısı Hephaistos’a adanmış bir tapınağın kalıntıları bulunuyor. Antik Yunan’da bu alevlerin kutsal kabul edilmesinin bir sebebi de denizciler için doğal bir deniz feneri görevi görmesiydi.


Yanartaş’ın mitolojik hikayesi, Likya Kralı’nın verdiği zor bir görevle başlar. Efsaneye göre Ephyra Kralı’nın oğlu Bellerophontes, istemeden kardeşi Belleros’u öldürmüş ve bu nedenle sürgüne gönderilmiştir. Likya Kralı, Bellerophontes’in affedilmesi için ona neredeyse imkansız bir görev vermiştir: ağzından alevler püskürten Kimera isimli canavarı yenmek.


Kimera, aslan başlı, keçi gövdeli ve yılan kuyruklu bir canavar olarak tasvir edilir. Efsaneye göre Zeus, Bellerophontes’e kanatlı at Pegasus’u hediye eder. Pegasus sayesinde Kimera’ya yukarıdan saldıran Bellerophontes, canavarı yerin yedi kat altına gönderir. Ancak canavarın alevleri sönmemiş ve yer altından Yanartaş’ta yanmaya devam etmiştir.

Yanartaş efsanesine göre, Bellerophontes’in zaferini kutlamak için Olimpos’ta bir yarış düzenlenmiş ve katılımcılar, Yanartaş’ın alevlerinden tutuşturulan meşalelerle koşmuşlardır. Bu yarış, ilerleyen dönemlerde farklı spor dallarının eklenmesiyle Olimpiyat oyunlarının başlangıcını oluşturmuştur. Günümüzde Olimpiyat meşalesinin sembolik olarak Yanartaş’ın alevlerini temsil ettiği düşünülmektedir.


Yanartaş, sadece mitolojik hikayeleriyle değil, aynı zamanda eşsiz doğasıyla da ziyaretçileri kendine hayran bırakıyor. Özellikle gece, taşların arasından çıkan bu alevler olağanüstü bir atmosfer yaratıyor. Antalya’yı ziyaret ettiğinizde, tarihin ve mitolojinin buluştuğu bu büyüleyici noktayı mutlaka görmelisiniz.

Yorumlar
Editör Hakkında