Iğdır ve çevresi, binlerce yıllık geçmişiyle Anadolu’nun doğu kapısı olma özelliğini sürdürürken, bu toprakların Türk hakimiyetine geçiş süreci tarihçiler için her zaman büyük bir önem taşımıştır. Bölgenin ilk kez kim tarafından ve hangi şartlar altında fethedildiği sorusu, bizi Selçuklu Devleti’nin yükseliş dönemine ve Anadolu’nun kapılarının Türklere açıldığı o kritik yıllara geri götürür. Iğdır ovası, stratejik konumu ve bereketli toprakları nedeniyle tarih boyunca pek çok medeniyetin iştahını kabartmış olsa da, bölgenin kalıcı olarak kaderini değiştiren asıl askeri harekat Büyük Selçuklu Devleti döneminde gerçekleşmiştir.
Tarihi kaynaklar ve kitabeler incelendiğinde, Iğdır’ın da içinde bulunduğu Sürmeli çukuru ve Aras havzasının ilk kez 1064 yılında Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan tarafından fethedildiği görülmektedir. Malazgirt Zaferi’nden tam yedi yıl önce gerçekleştirilen bu fetih, aslında Anadolu’nun fethine giden yolda atılmış en stratejik adımlardan biridir. Sultan Alparslan’ın Ani Kalesi’ni düşürmesinin ardından, bölgedeki diğer yerleşim birimleri gibi Iğdır toprakları da Selçuklu sancağı altına girmiştir. Bu askeri başarı, bölgedeki Bizans ve Gürcü etkisini kırarak Türkmen aşiretlerinin bu verimli ovaya yerleşmesinin önünü açmıştır.
Sultan Alparslan Ve Ani Kalesi Kuşatmasının Etkileri
Sultan Alparslan’ın Doğu Anadolu seferi, bölgenin etnik ve siyasi yapısını kökten değiştiren bir askeri deha örneğidir. O dönemde "alınamaz" olarak nitelendirilen Ani Kalesi’nin Selçuklu ordusu tarafından zapt edilmesi, çevre bölgelerdeki tüm direnci kırmıştır. Iğdır’ın da dahil olduğu Aras boyları, bu kuşatmanın hemen ardından Selçuklu kontrolüne geçerek İslam dünyasının kuzeydoğu sınırı haline gelmiştir. Bu fetihle birlikte bölgedeki kale ve surlar onarılmış, Selçuklu garnizonları stratejik noktalara yerleştirilerek güvenlik en üst seviyeye çıkarılmıştır.
Iğdır ovasının fethi sadece bir toprak kazanımı değil, aynı zamanda hayvancılıkla uğraşan Türk toplulukları için devasa bir kışlak ve yaylak merkezinin ele geçirilmesi anlamına geliyordu. Sultan Alparslan’ın bu hamlesiyle birlikte, bölgedeki yerel halkla yeni gelen Türk nüfus arasında bir etkileşim süreci başlamıştır. Selçuklu adaleti ve yönetim anlayışı, bölgedeki karmaşayı sona erdirerek ticaret yollarının güvenliğini sağlamış ve Iğdır’ın iktisadi hayatına yeni bir soluk getirmiştir.
Aras Havzasında Selçuklu Hakimiyetinin Kurumsallaşması
Fetihten sonra Iğdır ve çevresinde kurulan idari yapı, bölgenin kalıcı bir Türk yurdu haline gelmesini sağlamıştır. Selçuklu uç beylerinin bölgeye yerleştirilmesi ve toprak yönetim sisteminin uygulanmasıyla birlikte, tarımsal üretimde büyük bir artış gözlenmiştir. Iğdır’ın mikroklima iklimi sayesinde elde edilen ürünler, Selçuklu ordusunun lojistik ihtiyacını karşılarken bölgedeki şehirleşme faaliyetlerini de hızlandırmıştır. Mimari anlamda bölgeye kazandırılan ilk eserler, Selçuklu sanatının izlerini taşıyan yapılar olmuştur.
Bu dönemde Aras Nehri’nin her iki yakasında kurulan köprüler ve kervansaraylar, Iğdır’ı İpek Yolu’nun önemli duraklarından biri haline getirmiştir. Selçuklu Devleti’nin merkezi otoritesi altındaki bu topraklar, sadece askeri bir üs değil aynı zamanda bir kültür merkezi olarak da parlamaya başlamıştır. Bilim ve sanat insanlarının bu yeni fethedilen güvenli bölgeye ilgi göstermesiyle, Iğdır ovası sosyal anlamda da büyük bir değişim yaşamıştır.
Bölgedeki Türkmen Boylarının Yerleşim Stratejisi
Sultan Alparslan’ın fethiyle eş zamanlı olarak, Orta Asya’dan gelen yoğun Oğuz göçleri Iğdır ve çevresine yönlendirilmiştir. Özellikle bölgeye adını veren Iğdır boyu, Oğuzlar’ın Üçok koluna mensup olup bu topraklara kök salan en önemli unsurlardan biridir. Fetih sonrası uygulanan iskan politikası sayesinde, boş araziler tarıma açılmış ve bölgenin nüfus yapısı hızla Türk lehine dönmeye başlamıştır. Bu yerleşim süreci, bölgenin savunmasını da kolaylaştıran bir sosyal kalkan vazifesi görmüştür.
Iğdır boyuna mensup topluluklar, ovadaki sulama sistemlerini geliştirerek hayvancılığın yanına yerleşik tarım kültürünü de eklemişlerdir. Bu durum, göçebe yaşamdan yerleşik düzene geçişin en somut örneklerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Bölgedeki köylerin ve yerleşim yerlerinin isimleri, bu dönemden itibaren Türkçe karakter kazanmış ve günümüze kadar ulaşan kültürel mirasın temelleri atılmıştır. Türkmen boylarının varlığı, bölgeyi dış saldırılara karşı daha dirençli kılan bir unsur olmuştur.
Sürmeli Çukurunun Stratejik Ve Askeri Önemi
Iğdır’ın tarih boyunca "Sürmeli" adıyla anılan bölgesi, fetih harekatlarında her zaman kilit bir rol oynamıştır. Üç ülkenin sınırlarının kesiştiği bu nokta, Sultan Alparslan ve halefleri için Kafkasya’ya açılan bir kapı hükmündeydi. Selçuklu komutanları, Iğdır ovasını bir harekat merkezi olarak kullanarak kuzeye ve doğuya yapılan seferlerde burayı lojistik bir üs şeklinde değerlendirmişlerdir. Toprakların verimliliği, binlerce kişilik orduların iaşesinin yerinde karşılanmasına imkan tanımıştır.
Ayrıca bölgenin doğal savunma hatları olan Ağrı Dağı ve Aras Nehri, stratejik derinlik sağlayarak fetihlerin kalıcı olmasında büyük rol oynamıştır. Selçuklu Devleti’nden sonra gelen Karakoyunlu ve Akkoyunlu gibi Türk devletleri de Iğdır’ın bu stratejik önemini takdir ederek bölgeyi her zaman ellerinde tutmak için büyük çaba sarf etmişlerdir. Bugün Iğdır’ın sahip olduğu tarihi zenginlik, 1064 yılında atılan o ilk adımın ve Sultan Alparslan’ın vizyonunun bir sonucudur.