Güneydoğu Anadolu ile Akdeniz’in kesişim noktasında yer alan ve Mezopotamya’ya açılan önemli kapılardan biri olan Kilis, tarih boyunca pek çok medeniyetin izlerini taşıyan derin bir kültürel mirasa ev sahipliği yapıyor. Şehrin günümüzde kullanılan isminin nereden geldiği ve hangi aşamalardan geçtiği meselesi, hem tarihçilerin hem de etimoloji uzmanlarının üzerinde titizlikle durduğu konular arasında yer alıyor. Antik haritalardan modern döneme kadar uzanan bu isimlendirme süreci, aslında bölgenin sadece bir toprak parçası olmadığını, aynı zamanda dillerin ve kültürlerin birbirine nasıl eklemlendiğini de gözler önüne seriyor. Kilis isminin kökeni, Bizans imparatorluğunun sınır hatlarından Orta Asya’dan gelen Türk boylarının lehçelerine kadar uzanan çok katmanlı bir hikayeyi bünyesinde barındırıyor.
Bizans Dönemi Haritalarında Ciliza İzleri Ve Stratejik Konum
Orta Çağ’ın başlarında Bizans İmparatorluğu’nun doğu sınırlarını ve askeri garnizonlarını gösteren tarihi belgeler incelendiğinde, bugünkü Kilis’in bulunduğu coğrafi koordinatlarda "Ciliza" adıyla anılan bir yerleşim birimine rastlanmaktadır. O dönemde sınır güvenliği açısından kritik bir noktada bulunan bu bölge, hem ticari kervanların geçiş güzergahı üzerinde yer alıyor hem de askeri bir ikmal merkezi vazifesi görüyordu. Bizans kaynaklarında geçen bu isim, bölgenin o zamanki yerel halkı ve idari yapısı tarafından benimsenmişti. Ancak bu isimlendirme, bölgenin daha sonraki yüzyıllarda yaşayacağı büyük demografik değişimle birlikte dilsel bir evrime uğramaya mahkumdu. Ciliza ifadesinin fonetik yapısı, ilerleyen dönemlerde bölgeye hakim olan yeni güçlerin dil kurallarıyla harmanlanarak bugünkü haline evrilen sürecin ilk basamağını teşkil etti.
Müslüman Türklerin Bölgeye Gelişi Ve Lehçe Farklılıkları
Dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde İslamiyet’in yayılması ve Türk boylarının Anadolu’nun güney sınırlarına doğru akın etmesi, bölgedeki kültürel yapıyı kökten değiştirdi. Bu dönemde bölgeye yerleşen Müslüman Türk toplulukları, hazır buldukları yerleşim merkezlerine kendi dillerine en uygun isimleri vermeye başladılar. Yerel halkın "Kiris" olarak telaffuz ettiği eski isimlendirme, Türklerin kendi lehçelerindeki ses uyumuna tam olarak uymuyordu. Bu sebeple Türk boyları, mevcut ismi kendi dillerindeki anlamlı sözcüklerle ilişkilendirerek dönüştürdüler. Dil bilimciler, bu dönüşümün sadece bir ses benzerliği olmadığını, aynı zamanda kentin yeni sahiplerinin coğrafyayı kendi bakış açılarıyla anlamlandırma çabası olduğunu ifade etmektedir. Kiris kelimesi, zaman içerisinde Türkçenin fonetik yapısı içerisinde eriyerek Kilis halini almış ve bu isim bölgedeki Türk varlığının sembollerinden biri haline gelmiştir.
Dümdüz Bir Coğrafyanın Dilsel Karşılığı Olarak Kilis
Etimolojik araştırmalar, Türkçenin eski dönemlerinde ve çeşitli lehçelerinde "Kilis" sözcüğünün çok spesifik bir anlam taşıdığını ortaya koymaktadır. Bu sözcük, o dönemdeki Türkçede düz, engebesiz veya dümdüz anlamına gelen bir tabir olarak kullanılmaktaydı. Kilis’in üzerine kurulu olduğu arazinin coğrafi yapısı göz önüne alındığında, bu isimlendirmenin ne kadar isabetli olduğu açıkça görülmektedir. Çevresindeki engebeli ve dağlık arazilerin aksine, şehrin bulunduğu sahanın geniş ve verimli bir ova düzlüğü üzerinde yer alması, göçer Türk boylarının buraya "düzlük" anlamına gelen bu ismi vermesindeki temel motivasyon kaynağı olmuştur. Şehrin topografik özellikleri ile isminin taşıdığı anlam arasındaki bu kusursuz uyum, halkın coğrafya ile kurduğu derin bağın en somut kanıtı olarak tarih kayıtlarındaki yerini almıştır.
Asırları Aşan İsim Mirasının Günümüze Yansımaları
Kilis isminin bin yılı aşkın bir süredir değişmeden korunmuş olması, şehrin sahip olduğu köklü geleneğin ve toplumsal hafızanın bir yansımasıdır. Bizans’ın "Ciliza"sından Türklerin "Kilis"ine uzanan bu yolculuk, kentin her sokağında ve her tarihi yapısında hissedilen o çok kültürlü dokunun temelini oluşturur. Günümüzde bu isim sadece bir yerleşim yerini değil, aynı zamanda bereketli toprakları, kendine has mutfak kültürünü ve hoşgörüye dayalı toplumsal yapıyı da temsil etmektedir. Tarih boyunca farklı medeniyetlerin kendi dillerinden birer parça bıraktığı bu serhat şehri, isminde taşıdığı "dümdüz" ve berrak anlamıyla geleceğe emin adımlarla yürümeye devam ediyor. Bölge halkı için isim, sadece bir aidiyet göstergesi değil, aynı zamanda atalarından miras kalan coğrafi bir kimlik ve tarihin tozlu sayfalarından süzülüp gelen bir sesleniş niteliği taşıyor.



