Sovyetler Birliği sınırları içerisinde yer alan Kyshtym kenti yakınlarında 1957 senesinde meydana gelen Mayak kazası, nükleer enerjinin karanlık tarihine dair en sarsıcı olaylardan biri olarak kabul ediliyor. Bir depolama tankındaki soğutma sisteminin işlevini yitirmesiyle tetiklenen kimyasal reaksiyon, atmosfere yaklaşık 80 ton ağırlığında radyoaktif atığın saçılmasına sebebiyet verdi. O dönemde nükleer yarışın kızıştığı bir atmosferde, Moskova yönetimi bu felaketi tam yirmi yıl boyunca dış dünyadan tamamen gizlemeyi başardı.
Facianın üzerindeki gizem perdesi ancak 1970'li yılların sonunda bir biyoloğun sürgündeyken yaptığı açıklamalarla aralanabildi. İlginç bir şekilde, o dönemde benzer nükleer faaliyetler yürüten Amerika Birleşik Devletleri'nin de durumdan haberdar olmasına rağmen stratejik sebeplerle sessiz kaldığı iddia ediliyor. Bu kolektif gizlilik anlayışı, bölgede yaşayan sivil halkın maruz kaldığı radyasyon dozunun ve gerçek can kaybı sayısının günümüzde bile net bir şekilde hesaplanamamasına yol açtı.
Avrupa Semalarını Kül Eden Windscale Yangını
İngiltere’nin Cumberland kırsalında nükleer silah üretiminde kullanılacak malzemeleri işlemek üzere kurulan Windscale tesisinde 1957 yılında patlak veren yangın, nükleer tarihin en dramatik vakalarından biridir. Reaktör çekirdeğindeki grafitin tutuşmasıyla başlayan alevler, üç gün boyunca hiçbir şekilde söndürülemedi ve bu süre zarfında devasa miktarda radyoaktif iyot-131 atmosfere karıştı. Rüzgarın etkisiyle bu zehirli dumanlar sadece Britanya adasını değil, neredeyse tüm Avrupa ana karasını etkisi altına aldı.
Hükümet yetkilileri olay anında bölgedeki yerleşim birimlerinin boşaltılmasına gerek olmadığını ilan etseler de çevreye yayılan tehlikenin boyutu kısa sürede anlaşıldı. 500 kilometrekareden geniş bir alanı kapsayan tarım arazilerindeki tüm süt ve gıda ürünleri radyoaktivite nedeniyle imha edildi. Yıllar sonra yapılan tıbbi taramalarda, bu yangının neden olduğu serpinti dolayısıyla en az 240 kişinin kanserle mücadele etmek zorunda kaldığı bilimsel raporlara yansıdı.
Amerika Birleşik Devletlerinde Three Mile Adası Paniği
Pensilvanya eyaletinde bulunan Three Mile Adası nükleer santralinde 1979 yılında yaşanan teknik arıza, modern nükleer güvenlik sistemlerinin sorgulanmasına yol açan en büyük sivil felakettir. Soğutma pompasındaki bir tıkanıklığın ardından mekanik bir kapakçığın açık kalması, reaktör kalbindeki nükleer yakıtın aşırı ısınmasına ve kısmen erimesine yol açtı. Tesisin içine dolan hidrojen gazının patlama riski yaratması üzerine çevre halkı arasında büyük bir kaos yaşandı ve bölge hızla tahliye edildi.
Olayın ardından hazırlanan resmi raporlar, atmosfere sızan radyoaktif gaz miktarının bölge halkının sağlığını doğrudan etkileyecek düzeyde olmadığını ileri sürse de toplumdaki güven tamamen sarsıldı. Uluslararası Nükleer Olay Ölçeği içerisinde 5. seviyede tanımlanan bu kaza, Amerika'daki nükleer enerji yatırımlarının neredeyse tamamının askıya alınmasına ve onlarca yeni santral projesinin iptal edilmesine neden oldu. Bu kriz, nükleer enerjinin geleceğine dair küresel tartışmaları fitilleyen en önemli kırılma noktalarından biri oldu.
İnsanlığın Unutamayacağı Derin Yara Çernobil
26 Nisan 1986 tarihinde o zamanki Sovyet Ukrayna'sında gerçekleşen Çernobil felaketi, nükleer bir kazanın ne kadar dehşet verici boyutlara ulaşabileceğini kanıtlayan bir sembol haline geldi. Güvenlik sistemlerinin devre dışı bırakıldığı bir deney esnasında meydana gelen patlama, tonlarca ağırlıktaki koruma bloğunu bir kağıt gibi fırlatarak nükleer çekirdeği tamamen savunmasız bıraktı. Günlerce süren yangınla birlikte yükselen radyoaktif bulutlar, sınırları aşarak tüm kıtayı ve dolaylı olarak Türkiye’nin Karadeniz kıyılarını da etkisi altına aldı.
Facianın ardından inşa edilen devasa beton lahitler sızıntıyı ancak belirli bir ölçüde durdurabilirken, bölgedeki ekosistem geri dönülmez şekilde tahrip oldu. Binlerce kişinin doğrudan ve yüz binlerce kişinin ise radyasyona bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiği tahmin edilen bu trajedi, nükleer denetim mekanizmalarının ne kadar hayati olduğunu tüm dünyaya gösterdi. Pripyat şehri bugün bile terk edilmiş bir hayalet kasaba olarak nükleer enerjinin en ağır bedeli olarak sessizliğini korumaya devam ediyor.
Japonya’nın Büyük Sınavı Fukuşima Ve Tsunami Etkisi
2011 yılının Mart ayında Japonya açıklarında meydana gelen 9.0 şiddetindeki devasa deprem, ülkenin nükleer altyapısını en zayıf noktasından vurdu. Depremin ardından gelen dev dalgalar, kıyı şeridindeki Fukuşima Daiichi santralinin tüm yedek güç kaynaklarını sular altında bırakarak soğutma sistemlerini felce uğrattı. Soğutulamayan yakıt çubuklarının erimesiyle meydana gelen hidrojen patlamaları, Çernobil’den sonra tarihteki en yüksek kaza seviyesi olan 7. basamağa ulaşıldığını tescilledi.
Kazanın üzerinden yıllar geçmesine rağmen, toprağa ve denize sızan radyoaktif elementlerin temizlenmesi çalışmaları hâlâ tam olarak sonuçlandırılamadı. Yaklaşık 160 bin kişinin kalıcı olarak terk etmek zorunda kaldığı yerleşim birimlerinde hayat hiçbir zaman eskisi gibi olmadı. Bölgede yapılan uzun süreli sağlık araştırmaları, özellikle genç nüfus arasında tiroid anomalilerinin hızla arttığını gösterirken, bu olay tüm dünyanın nükleer enerjiye olan bakış açısını bir kez daha temelden sarstı.