İnsanlığın hikayesi, yaşam ve ölüm!

Abone Ol

Değerli okurlar bu hafta ki köşe yazımda biraz daha farklı bir konuyu kaleme almak istedim ''Yaşam ve Ölüm'' hepimizin acı tatlı dolu yaşadıklarından sonra buluşacağımız bir son.

Yaşam çoğu zaman farkına varmadan içinde yürüdüğümüz uzun bir yolculuk aslında, doğduğumuz an başlar ve her gün yeni anlamlar, yeni mücadeleler ve yeni umutlarla devam eder hayat. Ölüm ise bu yolculuğun kaçınılmaz sonu değil, belki de en büyük bilinmezi hatta hepimizin en merak ettiği an. İnsan, hayatı anlamaya çalıştığı kadar ölümü de anlamlandırmaya çalışır çünkü biri diğerinin gölgesinde var olur.

Yaşamış olduğumuz bu hayat bize sunulmuş bir armağan gibi. İçinde sevinçler, acılar, başarılar ve kayıplar var. Her yaşamış olduğumuz anı bir öğretidir aslında. İnsan çoğu zaman hayatın değerini onu kaybetme ihtimaliyle yüzleştiğinde anlar. Günlük telaşlar içinde unuttuğumuz küçük mutluluklar aslında yaşamın en kıymetli parçalarındandır. Bir gülüş, bir dost sohbeti, sahilde bir günbatımı, işte büyük anlardan çok bu küçük detaylarda saklıdır hayat.

Ölüm ise hepimiz için korkutucu bir kavramdır. Bilinmezliği ve kesinliği ölümü ürkütücü kılar. Ölüm, aynı zamanda hayatın değerini belirleyen en önemli gerçekliktir. Eğer ölüm olmasaydı zamanın kıymetinide bilemezdik. İnsan sonsuz bir yaşamın içinde belki de hiçbir şeyi ciddiye almazdı ve yaşam bir çıkmaz haline gelebilirdi. Benim görüşüm ise ölüm, hayata bir sınır koyar ve bu sınır, yaşamı anlamlı kılar.

Hayat ve ölüm birbirine zıt değil aslında tamamlayıcıdır. Hayat bir başlangıçsa, ölüm de bir dönüşümdür. Kur'an-ı Kerim'de ölüm, bir yok oluş değil, dünya hayatından ebedi ahiret hayatına geçişi sağlayan bir köprü, kaçınılmaz bir son ve Allah'a dönüş olarak tanımlanır. "Her nefis ölümü tadacaktır" (Âl-i İmrân, 185) ayetiyle vurgulandığı üzere ecelin ertelenemez olduğu ve herkes için belirlenmiş bir süre bulunduğu belirtilir. Kimine göre bir son, kimine göre yeni bir başlangıçtır hayat. İnançlar, kültürler ve kişisel düşünceler bu bakışı şekillendirir. Ancak değişmeyen tek şey, insanın bu iki kavram arasında kendini aramasıdır.

Sonuç olarak, yaşam ve ölüm birbirinden ayrı düşünülemeyecek iki gerçektir değerli okurlarım. Hayatın kıymetini bilmemiz ve ölümü kabullenmekle mümkündür. Belki de en doğru yaşam biçimi, her günü son günmüş gibi korkuyla yaşamak değil, her anın değerini bilerek, dolu dolu yaşamaktır. Hayatımız su gibi akıp geçer, ama anlamlı yaşanan bir hayat asla kaybolmaz. Sizler de yaşamış olduğunuz bu değerli zamanı ve size bahşedilen bu hayatı en güzel şekilde yaşamanız dileği ile....