Güney Anadolu’nun bereketli toprakları üzerine kurulu olan ve stratejik konumuyla her dönem imparatorlukların iştahını kabartan Adana, tarih boyunca pek çok farklı medeniyetin egemenlik mücadelesine sahne olmuştur. Verimli Çukurova havzasının kalbinde yer alan bu kadim şehir, özellikle orta çağ döneminde bölgesel güçlerin en büyük çatışma alanlarından biri haline gelmiştir.
Bölgenin tarımsal zenginliği ve ticaret yolları üzerindeki kilit rolü, burayı sadece ekonomik bir merkez değil, aynı zamanda askeri bir kale hükmüne taşımıştır. Tarihi kayıtlar incelendiğinde, şehrin idaresinin on ikinci yüzyıl ve sonrasında çok kısa aralıklarla farklı krallıklar ve imparatorluklar arasında el değiştirdiği, her bir kuşatmanın kentin mimari ve sosyal dokusunda derin izler bıraktığı görülmektedir.
Kilikya Ermeni Krallığı Ve Birinci Levon Dönemindeki İlk Büyük Kuşatma
On ikinci yüzyılın başlarında, bölgedeki siyasi boşlukları ve Bizans’ın zayıflayan otoritesini fırsat bilen Kilikya Ermeni Krallığı, güneye doğru yayılmacı bir politika izlemeye başlamıştır. Bin yüz otuz iki yılına gelindiğinde, krallığın en dişli askeri liderlerinden biri olan Birinci Levon komutasındaki birlikler, Adana surlarına dayanarak şehri kuşatma altına almıştır. Çetin geçen çatışmaların ardından stratejik bir askeri harekatla şehir, Ermeni güçlerinin kontrolüne geçmiştir.
Bu dönem, Adana’nın yerel idaresinde önemli değişimlerin yaşandığı ve bölgedeki kalelerin tahkim edildiği bir evre olarak tarihe geçmiştir. Birinci Levon’un bu fethi, sadece askeri bir başarı değil, aynı zamanda Kilikya bölgesindeki hakimiyetin kuzeyden güneye doğru kalıcı bir şekilde yerleşmesinin de ilk adımı kabul edilmiştir.
Bizans İmparatorluğu Kuvvetlerinin Bölgeyi Geri Kazanma Harekatı
Adana’nın stratejik önemini kaybetmeye niyeti olmayan Bizans İmparatorluğu, Birinci Levon’un fethinden sadece birkaç yıl sonra büyük bir askeri hazırlığa girişmiştir. Bin yüz otuz yedi yılına gelindiğinde, Bizans ordusu kaybettiği toprakları geri almak amacıyla bölgeye devasa bir çıkarma yapmıştır. Teknolojik üstünlükleri ve kuşatma araçlarıyla şehri baskı altına alan Bizans kuvvetleri, kısa sürede kontrolü yeniden sağlayarak Ermeni hakimiyetine son vermiştir.
Bu dönemde Adana, Bizans’ın güney savunma hattının en kritik noktalarından biri olarak yeniden yapılandırılmış ve garnizon kenti kimliği pekiştirilmiştir. Şehrin bu süreçte yaşadığı el değiştirmeler, bölgedeki nüfus yapısının ve kültürel etkileşimin de sürekli olarak dönüşmesine neden olan siyasi bir gerilimi beraberinde getirmiştir.
On İkinci Yüzyıl Sonlarındaki İkinci Ermeni Hakimiyeti Ve Siyasi Dengeler
Bizans’ın bölgedeki varlığı her ne kadar güçlü görünse de, yerel dinamikler ve dış baskılar imparatorluğun işini oldukça zorlaştırmıştır. Bin yüz yetmiş dolaylarında, Kilikya Ermeni Krallığı bir kez daha güç toplayarak Adana üzerine yürümüştür. Bizans’ın iç karışıklıklarından ve bölgedeki askeri zafiyetinden yararlanan Ermeni birlikleri, şehri ikinci kez kendi idareleri altına almayı başarmıştır.
Bu ikinci fetih süreci, bölgedeki feodal yapının daha da kökleşmesine ve yerel kalelerin stratejik öneminin artmasına yol açmıştır. Adana, bu dönemde adeta bir satranç tahtası gibi iki büyük güç arasında sürekli el değiştirmiş, bu durum halkın yaşam biçiminden kentin savunma mimarisine kadar her noktayı doğrudan etkileyen bir istikrarsızlık ve savaş hali yaratmıştır.
Orta Çağ Anadolu Siyasetinde Adana Şehrinin Jeopolitik Konumu
Adana’nın on ikinci yüzyıldaki bu hareketli tarihi, aslında Anadolu’nun genelindeki güç dengelerinin küçük bir prototipini yansıtmaktadır. Sadece Bizans ve Ermeni krallıkları değil, aynı zamanda doğudan gelen Haçlı seferleri ve güneyden yükselen İslam ordularının da radarına giren kent, jeopolitik açıdan vazgeçilemez bir noktada yer almıştır.
Toros Dağları’nı aşan orduların Akdeniz’e açılan kapısı olan şehir, bu özelliği nedeniyle tarihin hiçbir döneminde barış içinde uzun süre kalamamıştır. Her fethin ardından inşa edilen yeni surlar, kiliseler ve kamusal binalar, kenti çok katmanlı bir tarih laboratuvarına dönüştürmüştür. On ikinci yüzyıldaki bu yoğun askeri trafik, Adana’nın gelecekteki Türk hakimiyetine kadar uzanan sancılı ama bir o kadar da zengin geçmişinin en kritik sayfalarını oluşturmuştur.





