Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin kadim yerleşim merkezlerinden biri olan Adıyaman, tarih boyunca pek çok medeniyetin iştahını kabartan stratejik konumu ve bereketli topraklarıyla bilinmektedir. Mezopotamya ile Anadolu arasındaki geçiş koridorunda yer alması, bu coğrafyayı askeri ve ticari açıdan vazgeçilmez kılmıştır. Şehrin tarih sahnesindeki yolculuğu incelendiğinde, Hititlerden Asurlara, Perslerden Kommagene Krallığına kadar uzanan çok geniş bir yelpazede farklı hakimiyet dönemlerine rastlanmaktadır.
Ancak İslam tarihçileri ve bölge uzmanları için asıl dönüm noktası, bu toprakların İslam orduları tarafından fethedilmesiyle başlayan süreçtir. Adıyaman ve çevresinin İslam hakimiyetine girişi, bölgedeki kültürel ve siyasi dokuyu kökten değiştirmiş, kadim inanışların yerini zamanla yeni bir sosyal düzen almıştır. Bu fetih süreci, sadece askeri bir başarı değil, aynı zamanda bölgenin sonraki bin yılına yön verecek olan demografik dönüşümün de başlangıç noktası olarak kabul edilmektedir.
İslam Ordularının Bölgeye Girişi Ve İlk Fetih Süreci
Adıyaman topraklarının İslam sancaktarlarıyla tanışması, İslamiyet'in Arap Yarımadası dışına hızla yayıldığı ilk fetihler dönemine rastlamaktadır. Tarihi kayıtlar incelendiğinde, bu stratejik bölgenin fethi için ilk ciddi harekatın Hazreti Ömer’in halifeliği döneminde gerçekleştirildiği görülmektedir. İslam ordularının Suriye ve Mezopotamya üzerindeki hakimiyet çabaları, doğal bir sınır olan Fırat Nehri'nin kuzeyine doğru genişlemiştir.
Dönemin İslam orduları komutanlarından biri olan İyaz bin Ganem, bölgedeki Bizans etkisini kırmak ve İslamiyet’i bu topraklara taşımak amacıyla geniş kapsamlı bir sefer başlatmıştır. Bu sefer sırasında Adıyaman ve çevresindeki kaleler birer birer kuşatılmış ve bölge halkıyla yapılan antlaşmalar neticesinde şehir İslam topraklarına katılmıştır. Bu fetih hareketi, bölgenin Bizans İmparatorluğu ile olan bağlarını koparmış ve İslam medeniyetinin kuzeye doğru ilerleyişinde çok kritik bir köprübaşı oluşturmuştur.
Bizans İle İslam Devletleri Arasındaki Sınır Çatışmaları
Adıyaman'ın ilk fethinden sonra bölge, uzun yıllar boyunca "Sugur" veya "Avasım" adı verilen uç sınır bölgeleri arasında yer almıştır. Bu durum, şehrin sürekli bir askeri hareketlilik içerisinde olmasına neden olmuştur. Abbasiler ve Emeviler döneminde bölge, Bizans’a karşı yapılan seferlerde bir askeri üs olarak kullanılmıştır. Şehrin kalesi ve savunma hatları bu dönemde defalarca onarılmış ve güçlendirilmiştir.
Bizans İmparatorluğu, kaybettiği bu değerli toprakları geri alabilmek için zaman zaman saldırılar düzenlese de İslam devletleri bölgedeki hakimiyetlerini korumak için yoğun çaba sarf etmiştir. Bu sürekli el değiştirme ve çatışma ortamı, Adıyaman’ın mimari yapısında da izler bırakmış, şehir bir garnizon kenti kimliği kazanmıştır. Bölgedeki kaleler ve gözetleme kuleleri, dönemin savunma anlayışını ve stratejik önemini günümüze kadar taşıyan sessiz tanıklar olarak varlığını sürdürmektedir.
Türklerin Anadolu’ya Gelişi Ve Selçuklu Hakimiyeti
Adıyaman tarihinin en önemli kırılma noktalarından bir diğeri ise Malazgirt Meydan Muharebesi sonrasında Anadolu’nun kapılarının Türklere açılmasıdır. On birinci yüzyılın sonlarına doğru Selçuklu akıncıları, Fırat boylarına ulaşarak bölgedeki Bizans ve Ermeni derebeyliklerinin otoritesini sarsmaya başlamıştır. Büyük Selçuklu Devleti’nin himayesindeki Türkmen beyleri, bölgeyi kalıcı bir yurt haline getirmek amacıyla fetihler düzenlemiştir.
Bu dönemde Adıyaman, Türk-İslam kültürünün Anadolu’daki ilk merkezlerinden biri haline gelmeye başlamıştır. Selçukluların adaletli yönetim anlayışı ve bölgeye yerleştirilen Türk boyları, şehrin sosyal yapısını kalıcı olarak değiştirmiştir. Tarımsal faaliyetlerin canlanması ve ipek yolu üzerindeki durakların güvenliğinin sağlanması, Adıyaman'ın ekonomik olarak da büyümesine olanak tanımıştır. Selçuklu mimarisinin zarif dokunuşları, camiler ve medreseler aracılığıyla şehrin çehresini süslemiş, Adıyaman gerçek anlamda bir Türk-İslam şehri kimliğine bu dönemde bürünmüştür.
Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Kesin Hakimiyet Ve İdari Yapı
Adıyaman ve çevresinin tam anlamıyla ve sarsılmaz bir şekilde Osmanlı topraklarına katılması, Yavuz Sultan Selim’in 1516 yılında gerçekleştirdiği Mısır Seferi sırasında vuku bulmuştur. Çaldıran Zaferi’nin ardından bölgedeki Safevi etkisini kıran Osmanlı Devleti, Mercidabık Muharebesi ile Dulkadiroğulları Beyliği'ne son vererek bu toprakları doğrudan İstanbul’a bağlamıştır. Osmanlı hakimiyetiyle birlikte Adıyaman, yüzyıllar süren çatışma ve el değiştirme döneminden çıkarak uzun bir barış ve sükunet dönemine girmiştir.
İdari olarak Maraş eyaletine bağlı bir sancak olarak yönetilen şehir, Osmanlı’nın merkeziyetçi yapısı içerisinde düzenli bir vergi ve tapu sistemine dahil edilmiştir. Bu dönemde şehirde inşa edilen hanlar, hamamlar ve köprüler, Osmanlı medeniyetinin bölgeye vurduğu kalıcı mühürler olmuştur. Osmanlı yönetimi boyunca farklı inanç ve kültürlerden insanların bir arada barış içinde yaşadığı bir merkez olan Adıyaman, imparatorluğun yıkılışına kadar bu huzurlu yapısını korumayı başarmıştır.




