Üç Liralık Öğüt

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarlarda fakir mi fakir bir adam yaşarmış. Ne malı varmış ne mülkü, ama gönlü geniş, yüreği temizmiş. Günlerden bir gün evlenmiş. Lakin yoksulluk yakasını bırakmamış. “Evime ekmek gerek,” demiş, “gidip çalışayım, helâl kazancımla evimi döndüreyim.”

Toplamış eşyasını, düşmüş gurbet yollarına. Gitmiş, güney illerinden birinde bir ağanın kapısında ırgat olmuş. Ne gündeliğini sormuş ne de şartını. Yirmi yıl gece gündüz demeden çalışmış.

Yirminci yılın sonunda hasret ağır basmış. Anasını, eşini özlemiş. Ağasının huzuruna varmış: — Ağam, yirmi yıldır kapında helâl lokmamı kazandım. Hakkım her neyse ver, sılama gideyim, demiş.

Ağa elini cebine atmış, üç lira çıkarmış. — Al, emeğinin karşılığı budur, demiş.

Adam hiç ses etmemiş, parayı alıp cebine koymuş. O sırada ağanın hanımı bu haline acımış: — Dur hele, sana bir çörek yapayım, demiş.

Kadın bir çörek yapmış, içine gizlice beş altın koymuş. — Bu çöreği sakın yolda yeme, garına benden armağan olsun, demiş.

Adam teşekkür etmiş, heybesine koymuş, yola düşmeden evvel tekrar ağasının yanına varmış: — Ağam, bana çok iyiliğin dokundu. Hakkını helâl et, demiş.

Ağa: — Oğlum, gitmeden sana birkaç sözüm olacak. Her biri bir lira eder, dinlemek istersen, demiş.

Adam kabul etmiş, cebindeki üç lirayı birer birer çıkarıp vermiş. Birinci öğüt: “Gece vakti yola çıkma.” İkinci öğüt: “Dibi görünmeyen sudan geçme.” Üçüncü öğüt: “Aslını bilmediğin işte söz sahibi olma.” Sonra ağa gülümsemiş: — Bir de bedava öğüt vereyim: Aslını bilmediğin işe burnunu sokma.

Adam teşekkür etmiş, yola koyulmuş.

Az gitmiş uz gitmiş, bir kervana rastlamış. — Nereye gidersiniz? demiş. — Yozgat’a, diye yanıtlamışlar.

Adam da onlara katılmış. Gün akşama varmış, gece çökmüş. Adam ağasının öğüdünü hatırlamış. — Ben bu saatte yürümem, demiş. Kervancılar gülüp geçmiş. “Biz korkmuyoruz, sen niye korkacaksın?” demişler.

Adam geri kalmış, sabah olunca yola devam etmiş. Bir de bakmış ki gece giden kervanın tamamı yol kenarında ölü. Kimi soyulmuş, kimi boğazlanmış. — Birinci liranın hakkını bulduk, demiş içinden.

Biraz daha gitmiş, bu defa bir atlıya rastlamış. Birlikte yürümüşler. Önlerine gür bir ırmak çıkmış. Suyun dibi görünmüyormuş. Atlı demiş ki: — Haydi arkama bin, birlikte geçelim. Adam: — Benim yeminim var, dibi görünmeyen suya girmem, demiş.

Atlı girmiş suya, bir batmış, bir daha çıkmamış. Adam yine içinden “İkinci liranın hakkını da bulduk,” demiş.

Bir süre daha yürümüş, akşam bir köye varmış. Köy odasında geceyi geçirmiş. Gözlerine inanamazmış: Duvara ip ile bağlanmış bir kadın, yerde yatmakta olan bir köpek… Sofraya yemek gelmiş. Önce köpeğe vermişler, artığını kadına. Adam şaşırmış ama bir şey sormamış. Sabah kalkıp gitmiş.

Henüz köyden çıkmadan ağanın adamları yetişmiş. — Ağamız seni çağırıyor, demişler.

Adam korkmuş ama gitmiş. Ağa: — Sen bu gece bizim köyde kaldın mı? — Kaldım. — Peki, orada gördüklerine niye bir şey demedin? Adam cevap vermiş: — Ağam bana öğüt verdi. “Aslını bilmediğin işte söz sahibi olma,” dedi.

Ağa gülmüş, elini sırtına koymuş. — Eğer ağzını açsaydın, senin de kellen şu kellelerin arasında olurdu, demiş ve bir kapı açmış; içerisi ölü doluymuş.

Adam o an üçüncü liranın da hakkını bulduğunu anlamış. Ağa ona bir heybe dolusu altın vermiş, adamlarını çağırıp: — Bu yiğidi köyüne kadar sağ salim götürün, demiş.

Uzman isim bu bölge için uyardı! '7 üzeri deprem üretebilir' dedi!
Uzman isim bu bölge için uyardı! '7 üzeri deprem üretebilir' dedi!
İçeriği Görüntüle

Adam köyüne dönmüş. Evinin penceresinden içeri bakınca bir genç, karısıyla oturmuş sohbet ediyormuş. İçini kıskançlık kaplamış. “Beni unuttu,” demiş. Tüfeğini doğrultmuş. Tam tetiği çekecekken aklına son öğüt gelmiş: — “Aslını bilmediğin işe burnunu sokma.”

Kapıyı çalmış. Kadın açınca: — Beni tanımadın mı? Ben senin kocanım, demiş.

Kadın bir bakmış, iki bakmış, sevinç gözyaşlarıyla boynuna sarılmış. — Bu genç, senin yirmi yıl önce giderken karnımda bıraktığın oğlun, demiş.

Adam o anda anlamış: Paradan değerli olan, ağasının verdiği öğütlermiş. Ve işte o günden sonra, her sözünü o öğütlerle tartarak yaşamışlar.

Gökten üç elma düşmüş: Biri dinleyenlerin, biri öğüt verenlerin, biri de sözün kıymetini bilenlerin başına...

Muhabir: Gül Kocatürk