TMMOB’a bağlı İnşaat Mühendisleri Odası Antalya Şubesi tarafından, 11 ilde büyük yıkıma yol açan 6 Şubat depremlerinin 3’üncü yılı dolayısıyla anma programı düzenlendi. Programın açılış konuşmasını İMO Antalya Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Ali Erman Aydın yaptı. Anma programında konuşan Yönetim Kurulu Üyesi Neslihan Başar, depremlerde yaşanan ağır can kayıplarının nedenine dikkat çekerek,
"Aynı büyüklükteki depremlerin farklı ülkelerde bu ölçekte yıkıma ve can kaybına yol açmaması, sorunun doğada değil, insan eliyle yaratılan zaaflarda olduğunu açıkça göstermektedir"
ifadelerini kullandı.
“Bu yapılar depremde kendiliğinden bile göçebilir”
Anma programının ardından konuşan İMO Antalya Şube Başkanı Mehmet Soner Akdoğan, yapı güvenliğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akdoğan, Antalya’daki mevcut yapı stokuna dikkat çekerek şunları söyledi:
"Öncelikle bizim yapılarımız ne kadar güvenli? Yapılarımızın periyodik olarak kontrolleri yapılıyor mu? Bizim burada aynı zamanda bir sergimiz var. Bu sergi Antalya'daki birçoğu, daha doğrusu bu sergideki resimlerin birçoğu, fotoğrafların birçoğu Antalya'daki mevcut yapılardan çekilmiş fotoğraflar. Sizler de birazdan sergiyi gezerken göreceksiniz. Bunlar kolonlarındaki donatıları korozyona uğramış. Bina yapıldığı günden itibaren hiçbir şekilde kontrol edilmemiş. Bakımları, onarımları yapılmamış. Onlarca, binlerce yapı bizim yapı stoğumuzda mevcut. Bu yapılar arasında bir deprem anında ya da kendiliğinden bile göçebilecek durumda. Göçtüğü zaman kamuoyunun vicdanlarını rahatlatmak için bir günah keçisi aranıyor. Bu da çoğu zaman teknik insanlar oluyor. Bizler cephesine bakıyoruz, boyasına bakıyoruz, parkesine, mutfağına bakıyoruz ve yapıları ediniyoruz. Gerçekten bu edindiğimiz yapı depreme dayanıklı mı, gerçekten doğru bir yatırım mı yapmışız bunları da görmemiz lazım."
“Bilim ve teknikte samimi olmak zorundayız”
Akdoğan, mühendislik ve mimarlık hizmetlerinin değersizleştirilmesine de sert eleştiriler yöneltti. Toplumun söylemleriyle uygulamalarının örtüşmediğini vurgulayan Akdoğan,
"Sorsanız bu ülkenin en önemli gerekçesi nedir, bu ülkede en çok neye önem verirsiniz deseniz, mikrofonu uzatsanız herkes bilim der, herkes teknik der, herkes eğitim der. Gerçekten bu konuda ne kadar samimiyiz, gerçekten şunu söyleyebilir miyiz biz? Evet ben bir proje yaptırıyorum ve bu projeyi gerçekten işin hak ettiği bedele yaptırıyorum ve hak eden bu işe bilgisi, becerisi ve tecrübesiyle doğru yapacak kişiye emanet ediyorum mu diyorsunuz yoksa bu işe en ucuza, en çala kalem yapacak kişiye, ruhsat eki olarak yapacak kişiye mi emanet ediyorsunuz? Bu konuda da samimi olmak gerekiyor. Bugün ülkede mühendislik, mimarlık hizmetleri yapı yaklaşık maliyetinin 1 ve yaklaşık yüzde 1'i ve 3'ü arasında değişen rakamlarla ölçülüyorsa bu, bu ülkenin ayıbıdır ve bizim bu bilim ve teknik konusunda samimi olmadığımızın göstergesidir"
dedi.
“Depremi değil, yapıların dayanıklılığını konuşmalıyız”
Deprem gerçeğiyle yüzleşilmesi gerektiğini vurgulayan Akdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bizim bir de artık şunu bırakmamız gerekiyor, bugün faylar belirli, hangi fayın ne büyüklükte deprem üreteceği belirli ve biz hala bunları konuşuyoruz. Ya şurada mı deprem olacak, burada mı deprem olacak? Bizim artık bunları bırakıp, bu olabilecek depremler karşısında bizim yapı stoğumuzun nasıl bir sınav vereceğini ve kötü sınav verecek olan yapılarımızı tespit edip onlarla ilgili önlemleri almamız gerekiyor. Bugün vatandaş talepte bulunmazsa siyasiler de bu konuda bir adım atmazlar. Çünkü onların oy beklediği yer vatandaşın taleplerini çözdükleri noktalar oluyor. Bizim ülke olarak da depreme dirençli bir yapı stoğuyla yaşama hakkımız var. Vatandaşlarımız da bunu fazlasıyla hak ediyor. Sadece talep noktasında çok arzulu değiliz maalesef. Teşekkür ederiz bizleri yalnız bırakmadığınız için"