Turizmin kalbi Antalya, bu kez sadece denizi ve güneşiyle değil, bugüne dek pek az kişinin bildiği tarihi ve kültürel hikâyeleriyle gündemde. Arkeolojik kazılar, sözlü tarih araştırmaları ve yerel halktan toplanan bilgilerle Antalya’nın geçmişine dair birçok sır gün yüzüne çıkıyor.
Kepez ilçesinde yer alan ve yakın zamana kadar zeytinlik sanılan Lyrboton Kome Antik Kenti, yapılan kazılarla birlikte Roma dönemine ait bir zeytinyağı üretim merkezi olarak ortaya çıktı. Bugün, antik pres yapıları ve taş ev kalıntıları ziyaretçilerini tarihin derinliklerine çekiyor.
Kaş’ta anlatılan yerel bir efsaneye göre, Osmanlı döneminde Meis Adası’nda yaşayan bir Rum kızına âşık olan bir Türk genci, her gece kayıkla adaya gidip deniz kenarına türküler söylüyordu. Yerel halk tarafından kuşaktan kuşağa aktarılan bu aşk hikâyesi, bölgenin kültürel zenginliğini yansıtıyor.
Kemer ilçesindeki antik liman kenti Phaselis’te yapılan araştırmalar, bir zamanlar Anadolu’nun en önemli ticaret duraklarından biri olduğunu kanıtladı. Kazılarda bulunan mühürler ve ithal mallar, burada yaşamış zengin bir tüccarın hikâyesini günümüze taşıyor. Yüzlerce yıl öncesine ait ticaret kayıtları, Antalya'nın ekonomik geçmişine ışık tutuyor.
Elmalı ilçesine bağlı uzak bir köyde hâlâ devam eden “ateş başında masal anlatma geleneği”, Anadolu’nun kadim sözlü kültürünü yaşatıyor. Yörede büyükanneler tarafından anlatılan masallar ve destanlar, şimdi akademik çalışmalara da konu olmaya başladı.
Antalya'nın bilinmeyen yönleri, turizmin ötesinde bir yaşam hafızası barındırıyor. Arkeologlara göre Antalya, yalnızca bir tatil destinasyonu değil, aynı zamanda binlerce yıllık kültürel birikimin üzerinde yükselen bir açık hava arşivi.