Görüntüler, Werner Herzog imzalı 2007 yapımı Encounters at the End of the World belgeselinden bir sahneye dayanıyor. Belgeselde sürüden ayrılarak ters yöne doğru yürüyen bir penguen yer alıyor. Özellikle 2025 ve 2026 yıllarında sosyal medya platformlarında yeniden paylaşılan sahne, internet kullanıcıları tarafından modern yaşamın yabancılaştırıcı etkisinin sembolü olarak yorumlandı.
“Penguene kendi yalnızlığımızı yüklüyoruz”
Dr. Gökhan Evecen, viral olan sahnenin biyolojik bir davranışın ötesinde anlamlarla donatıldığını ifade ederek,
“Bir hayvanın içgüdüsel hareketini, insan merkezli bir çerçeveye oturtuyoruz. Ona kendi yalnızlığımızı, kopuşlarımızı ve yabancılaşmamızı yansıtıyoruz. Aslında o penguen değil, kendimiz hakkında konuşuyoruz”
dedi.
Belgeselin çekildiği dönemde sosyal medyanın bugünkü kadar yaygın olmadığını hatırlatan Evecen, dijital çağda bireyin daha görünür ama aynı zamanda daha yalnız hale geldiğini söyledi. Evecen’e göre, günümüz insanı kendini o sahnede temsil edilen figürde görerek varoluşsal bir anlam üretme çabasına giriyor.

Antropomorfizm ve “türcü kamera”
Doğaya insani özellikler atfetme eğiliminin yeni bir durum olmadığını kaydeden Evecen, bu yaklaşımın literatürde “antropomorfizm” olarak tanımlandığını belirtti. Sinemada ise benzer bir bakışın “türcü kamera” anlayışıyla karşımıza çıktığını ifade eden Evecen,
“Doğayı kendi ideolojik ve kültürel filtremizden geçirerek yeniden kuruyoruz. Onu, insani bakış açımıza indiriyoruz”
diye konuştu.
Belgesel sinemanın erken örneklerinden Robert J. Flaherty imzalı Nanook of the North yapımını anımsatan Evecen, Batı merkezli bakışın doğayı ve yerel toplulukları belirli bir anlatı çerçevesinde sunduğunu dile getirdi. Evecen, insanın doğaya anlam yükleme pratiğinin sinemanın ilk dönemlerinden bu yana sürdüğünü vurguladı.
“Doğa romantik bir kaçış alanı değil”
Evecen, doğanın idealize edilmesine de dikkat çekerek, yine Herzog’un yönettiği Grizzly Man belgeselini örnek gösterdi. 13 yıl boyunca bozayılarla yaşayan Timothy Treadwell’in trajik ölümünü konu alan yapımın, doğaya yüklenen romantik anlamın sınırlarını gösterdiğini söyledi. Benzer bir anlatının Into the Wild filminde de görüldüğünü belirten Evecen, şehir yaşamından uzaklaşarak doğada kendini bulma arayışının yine ölümle sonuçlandığını hatırlattı.
“Doğa bir rehabilitasyon merkezi ya da masalsı bir cennet değil. Kendine özgü işleyişi ve kuralları var”
dedi.

“Vahşi” tanımı da insana ait
İnsan ile doğa arasındaki sınırın mutlak olmadığını ifade eden Evecen,
“Biz ‘vahşi doğa’ diyoruz ama bu nitelemeyi yapan yine insan. Kültür ile doğa arasındaki çizgiyi çizen biziz”
değerlendirmesinde bulundu. Sanayileşme ve kentleşme süreçleriyle birlikte insanın doğadan uzaklaştığını, ardından onu keşfedilecek ve analiz edilecek bir nesneye dönüştürdüğünü belirten Evecen,
“’Nihilist penguen’ olarak yorumlanan sahne de bu bakışın bir ürünü. Penguene atfedilen anlam, aslında modern insanın kendi yalnızlığı ve varoluşsal sorgusudur”
ifadelerini kullandı.



