Türkiye otomotiv pazarında son dönemde yaşanan gelişmeler, araç satın alma dinamiklerini ve fiyat dengelerini köklü bir biçimde değiştirmeye devam ediyor. Geçtiğimiz yıllarda vatandaşlar tarafından güvenli bir yatırım aracı olarak görülen otomobil sektörü, yurt dışından gerçekleşen yoğun araç girişiyle birlikte reel bazda fiyat düşüşlerine sahne oluyor. Yılbaşından bu yana fiyatların sabit kalması veya geri çekilmesi, otomobilin birikim değerlendirme aracı olarak görülme durumunu tamamen ortadan kaldırmış durumda. Bu süreçte yükselen faiz oranları, yetkili bayilerin ve stok sahiplerinin üzerindeki finansman yükünü oldukça ağırlaştırıyor. Bayiler, ellerinde biriken ve maliyeti her geçen gün artan mevcut araç stoklarını eritmek amacıyla devasa indirimler ile cazip kampanyalar düzenlemek mecburiyetinde kalıyor.

Sektör yetkililerinin aktardığı verilere göre, model bazında uygulanan fiyat düşüşleri 700000 TL seviyelerine kadar ulaşabiliyor. Bu duruma en somut örnek olarak, liste fiyatı 3000000 TL olan üst segment bir otomobilin güncel pazarlık ve kampanya koşullarında 2300000 TL bedelle alıcı bulabilmesi gösteriliyor. Pazarın ancak ciddi indirim ve fırsatlar sunulduğunda hareketlendiğini vurgulayan uzmanlar, kısa süreli fiyat avantajlarının tüketiciler için büyük bir fırsat penceresi açtığını belirtiyor. Nitekim ağustos ayında 2300000 TL lansman fiyatıyla satışa sunulan Hyundai Ioniq 6 modelinin, eylül ayında 3300000 TL seviyesine yükselmesi bu durumu kanıtlıyor. Söz konusu modelden ağustos döneminde faydalanarak satın alım yapan 75 kişinin son derece önemli bir finansal avantaj elde ettiği kaydediliyor.

Kredi Erişimi Zora Girince Alternatif Modeller Öne Çıktı

Pulat bazında uygulanan dev indirim kampanyalarına karşın, bankaların taşıt kredisi verme şartlarını zorlaştırması perakende satışların duraklamasına yol açıyor. Güncel veriler incelediğinde, otomobil alımlarında banka kredisi kullanım oranının %5,0 ile %6,0 gibi oldukça düşük bir seviyeye gerilediği görülüyor. Tüketicilerin geleneksel finansman kanallarına ve banka kredilerine erişememesi, pazarda yeni çözüm yollarının doğmasını tetikliyor. Bu noktada araç sahibi olmak isteyen vatandaşların tasarruf finansman şirketlerine olan ilgisinde belirgin bir artış gözlemleniyor. Bankacılık sisteminin yarattığı boşluğu doldurmaya çalışan bu yapı, pazarda kendi yöntemlerini geliştiriyor.

Finansman şirketleri, otomobil alıcılarına yönelik olarak 6 ay süreli kiralama modeli ve dönem sonunda araca rehin koyarak mülkiyet devri sağlama esasına dayalı yeni bir iş mekanizması yürütüyor. Bu yöntem sayesinde yüksek faiz ve yetersiz kredi olanakları nedeniyle durma noktasına gelen perakende satışlar bir nebze olsun nefes alıyor. Sektör temsilcileri, taşıt kredilerine erişim kolaylaşmadığı sürece bu tür alternatif sistemlerin pazardaki payını daha da artıracağını öngörüyor. Tüketiciler de yüksek maliyetli krediler yerine, uzun vadeli ve daha esnek ödeme planları sunan bu kurumsal modelleri tercih etmeyi sürdürüyor.

Yıl Sonu Toplam Satış Tahminlerinde Ciddi Düşüş Yaşanıyor

Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği yetkilileri ile sektörün önde gelen isimleri, 2026 yılı sonu pazar büyüklüğü tahminlerini geçen senenin gerçekleşen rakamlarının oldukça altında güncelliyor. Sektörün en iyimser senaryoda bile yıl sonunda ancak 1175000 adetlik bir satış rakamına ulaşabileceği tahmin ediliyor. Yılın ilk 8 aylık döneminde pazar genelinde yaklaşık 720000 adet araç satışı gerçekleştirilmiş durumdadır. Ancak eylül ayında geçen yılın aynı dönemine oranla %18,0 civarında bir daralma yaşanması ve aylık hacmin 90000 adetler seviyesinde kalması bekleniyor. Eylül ayı satışlarının gerçekleşmesiyle birlikte ilk 9 aylık toplam pazar büyüklüğünün 810000 adede ulaşacağı hesaplanıyor.

Sektörün iyimser hedefi olan 1175000 adetlik satış rakamına ulaşılabilmesi için son 3 aylık zaman diliminde 365000 adetten fazla aracın satılması gerekiyor. Bu hedef, yılın son döneminde aylık ortalama 120000 adedin üzerinde bir satış performansının yakalanmasını zorunlu kılıyor. Eğer son üç aylık periyot 250000 ile 300000 adet bandında bir satışla kapatılırsa, toplam pazar yılı 1100000 ile 1150000 adet aralığında tamamlayacak. Bu durum, otomotiv sektörünün bir önceki yıla göre %13,0 ile %14,0 seviyelerinde net bir hacim ve pazar kaybı yaşayacağı anlamına geliyor.

Elektrikli Araç Sektöründe TOGG Liderliğini Sürdürüyor

Türkiye yerli otomotiv pazarında elektrikli araç segmentini incelediğimizde, TOGG markasının pazardaki baskın konumu dikkat çekiyor. Yüzde 25,0’lik ÖTV diliminde yer alması ve tüketicilere sağladığı özel kredi olanakları sayesinde TOGG, sunduğu 2 farklı modeliyle elektrikli pazarın açık ara lideri durumundadır. Ancak yerli markanın aylık 4000 ile 5000 adet arasındaki üretim kapasitesi, elektrikli araç pazarının tek başına büyümesini sağlamak adına yeterli olamıyor. Ülke genelinde 440 kilometre menzil kapasitesine sahip yeni nesil küçük elektrikli otomobillere yoğun bir tüketici talebi bulunmasına rağmen, bu talebi karşılayacak arz henüz oluşturulabilmiş değil.

Türkiye’nin En Çok Kazandıran Meslekleri Açıklandı: Zirvede Bakın Kimler Var!
Türkiye’nin En Çok Kazandıran Meslekleri Açıklandı: Zirvede Bakın Kimler Var!
İçeriği Görüntüle

Piyasada 1300000 TL ile 1500000 TL fiyat aralığında yer alan bu tür pratik elektrikli araçların Türkiye pazarına yeterli miktarda giriş yapamaması önemli bir eksiklik olarak öne çıkıyor. Avrupa pazarında %25,0 ÖTV dilimine girebilecek Volkswagen ID. Polo, Hyundai Ioniq 3 ve Skoda Epic gibi yeni nesil modeller tanıtılmasına rağmen, bu araçlar Türkiye tarafında ciddi kota engellerine takılıyor. Avrupalı otomobil üreticileri, sıkı emisyon cezalarından kaçınmak amacıyla mevcut araç kotalarını öncelikle Avrupa birliği ülkelerine tahsis ediyor. Bu durum Türkiye'ye ayrılan araç sayısının son derece kısıtlı kalmasına yol açıyor. Örneğin Skoda Epic modelinin Türkiye'ye geliş tarihi Mayıs 2027 olarak planlanırken, 8 aylık periyot için yalnızca 2500 adetlik kota alınabildiği belirtiliyor. Benzer şekilde İzmit'te üretimi gerçekleştirilecek Hyundai Ioniq 3 modelinde de öncelik ihracata verileceği için yerli üretim avantajına rağmen iç pazar kotası sınırlı düzeyde kalacak.