Yaşam

Ağrı'yı İlk Kim Fethetmiştir?

Doğu Anadolu Bölgesi’nin en yüksek rakımlı ve stratejik açıdan en kritik noktalarından biri olan Ağrı tarih boyunca pek çok medeniyetin iştahını kabartan bir yerleşim yeri olmuştur.

Abone Ol

Doğu Anadolu Bölgesi’nin en yüksek rakımlı ve stratejik açıdan en kritik noktalarından biri olan Ağrı tarih boyunca pek çok medeniyetin iştahını kabartan bir yerleşim yeri olmuştur. İnsanlık tarihinin en eski dönemlerinden itibaren yerleşim izlerine rastlanan bu topraklar sahip olduğu zorlu coğrafi koşullara rağmen ticaret yolları üzerindeki konumu sebebiyle sürekli el değiştirmiştir.

Bölgenin ilk fethi ve hakimiyet süreci incelendiğinde karşımıza Mezopotamya ve Anadolu kültürlerinin kesişme noktasında yükselen kadim devletler çıkmaktadır. Yazılı tarih öncesinden gelen karanlık dönemler aydınlatıldığında bu görkemli coğrafyayı ilk kez sistemli bir şekilde kontrol altına alan ve askeri bir güç olarak bölgeye yerleşen gücün Urartular olduğu görülmektedir. Urartu Krallığı Ağrı ve çevresini sadece askeri bir saha olarak görmemiş aynı zamanda bölgeyi bayındır hale getirerek kalıcı bir vatan toprağına dönüştürmüştür.

Urartu Krallığı Ve Bölgedeki İlk Kurumsal Hakimiyet Dönemi

Milattan önce dokuzuncu yüzyılda Van Gölü havzası merkezli olarak kurulan Urartular Ağrı topraklarını fetheden ve bu alanda ilk büyük siyasi birliği kuran güç olarak tarihe geçmiştir. Urartu kralları sınırlarını kuzeye doğru genişletirken Ağrı Dağı’nın eteklerini ve çevresindeki verimli yaylaları stratejik bir savunma hattı olarak kullanmışlardır. Bölgeye yapılan seferler neticesinde yerel aşiretlerin direnci kırılmış ve merkezi krallığa bağlı bir eyalet sistemi inşa edilmiştir.

Bu dönemde Ağrı sadece bir fetih sahası değil aynı zamanda Urartu mimarisinin ve mühendisliğinin sergilendiği bir merkez haline gelmiştir. İnşa edilen kaleler ve sulama kanalları bölgenin askeri güvenliğini sağlarken tarımsal üretimin de önünü açmıştır. Urartuların bu topraklardaki hakimiyeti bölgenin tarihi kimliğinin oluşmasındaki ilk ve en önemli yapı taşını temsil etmektedir.

Orta Asya Bozkırlarından Gelen Atlı Kavimlerin Fetih Hareketleri

Urartu hakimiyetinin zayıflamasıyla birlikte Ağrı toprakları kuzeyden gelen savaşçı kavimlerin hedefi haline gelmiştir. Milattan önce yedinci yüzyılda Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya giriş yapan İskitler ve Kimmerler bölgedeki yerleşik düzeni sarsarak kendi hakimiyet alanlarını oluşturmuşlardır. Atlı göçebe kültürünün en iyi temsilcileri olan bu kavimler Ağrı’nın yüksek yaylalarını kendi yaşam tarzlarına uygun bulmuş ve bölgeyi bir geçiş güzergahı olarak kullanmışlardır.

Bu fetih hareketleri bölgeye yeni bir demografik yapı kazandırırken aynı zamanda askeri taktikler açısından da büyük değişimlere yol açmıştır. İskitlerin bölgedeki varlığı kısa süreli olsa da bıraktıkları kültürel izler ve sanat anlayışı bölgenin zengin tarihi mirasına eklenmiştir. Bu dönem Ağrı’nın hem doğu-batı hem de kuzey-güney aksındaki askeri hareketliliğin ne denli yoğun olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

Med Ve Pers İmparatorluklarının Bölgesel Egemenlik Mücadelesi

Antik çağın en büyük imparatorluklarından biri olan Medler Urartu Devleti’nin yıkılmasının ardından Ağrı bölgesini kendi sınırlarına dahil etmişlerdir. Med hakimiyetiyle birlikte bölge İran merkezli siyasi düşüncenin etkisine girmiştir. Ancak asıl büyük dönüşüm Pers İmparatorluğu’nun tarih sahnesine çıkmasıyla yaşanmıştır. Pers kralı Büyük Kiros döneminde tüm Anadolu ile birlikte Ağrı toprakları da fethe dalarak Ahameniş İmparatorluğu’nun bir parçası olmuştur.

Persler bu bölgeyi satraplık adı verilen valiliklerle yönetmiş ve Ağrı Dağı çevresini imparatorluğun doğu sınırlarındaki en güvenli bölgelerden biri haline getirmişlerdir. Bu dönemde bölgedeki yerel halklar Pers idaresi altında nispeten huzurlu bir dönem geçirmiş ve ticaret yollarının güvenliği sayesinde ekonomik bir canlılık yaşanmıştır. Perslerin kurduğu bu geniş idari ağ bölgenin daha sonraki yüzyıllarda yaşayacağı siyasi değişimlerin de zeminini hazırlamıştır.

Helenistik Dönem Ve Doğu Roma İle Sasani Rekabeti

Büyük İskender’in Pers İmparatorluğu’nu yıkmasıyla birlikte Ağrı ve çevresi Helenistik kültürün etkisi altına girmiş olsa da bölgenin sarp yapısı tam bir merkezi kontrolü zorlaştırmıştır. İskender sonrası dönemde bölgede küçük krallıklar ve yerel hanedanlıklar etkinlik göstermeye başlamıştır. Ancak asıl büyük çekişme Roma İmparatorluğu’nun doğuya yayılması ve Sasani Devleti’nin yükselişiyle yaşanmıştır. Ağrı bu iki dev güç arasında bir tampon bölge vazifesi görmüş ve yüzyıllar boyunca süren savaşların en çetin geçtiği sahalardan biri olmuştur.

Kimi zaman Romalıların kimi zaman ise Sasanilerin kontrolüne geçen topraklar her iki kültürden de derin izler taşımaktadır. Bu bitmek bilmeyen fetih ve el değiştirme süreci İslam ordularının bölgeye gelişiyle yeni bir boyuta evrilecek olsa da antik çağdaki bu ilk fetihler şehrin kadim tarihinin en temel katmanlarını oluşturmaktadır.