Yaşam

Ankara'yı İlk Kim Fethetmiştir?

Anadolu’nun kalbinde yer alan ve bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin idari merkezi olan Ankara, binlerce yıllık geçmişi boyunca pek çok medeniyetin iştahını kabartan stratejik bir kale olma özelliğini sürdürmüştür.

Abone Ol

Anadolu’nun kalbinde yer alan ve bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin idari merkezi olan Ankara, binlerce yıllık geçmişi boyunca pek çok medeniyetin iştahını kabartan stratejik bir kale olma özelliğini sürdürmüştür. Şehrin antik dönemlerden itibaren süregelen bu hareketli geçmişinde, hakimiyet kuran güçlerin değişimi sadece siyasi bir devir teslim değil, aynı zamanda kültürel bir harmanlanma sürecini de beraberinde getirmiştir.

Ankara’nın tarih sahnesindeki ilk belirgin yükselişi ve askeri bir güç tarafından sistemli bir şekilde ele geçirilmesi konusu incelendiğinde, karşımıza Hititlerden başlayıp Friglere ve sonrasında İslam sancaktarlarına uzanan çok katmanlı bir kronoloji çıkmaktadır. Ancak modern anlamda şehri kuşatıp kendi idaresine alan ve bölgenin çehresini değiştiren ilk büyük askeri hareketlilikler, kentin stratejik bir askeri garnizon olarak önem kazanmaya başladığı devirlere rastlamaktadır. Bu süreçte bozkırın ortasında yükselen bu kale, Doğu ile Batı arasında köprü kurmak isteyen her imparatorluğun mutlaka geçmek zorunda olduğu bir kapı niteliği kazanmıştır.

Antik Dönemin Mimarları Ve Kentin Kuruluş Evreleri

Ankara’nın bir yerleşim merkezi olarak ilk defa kimin tarafından tam anlamıyla kontrol altına alındığına dair veriler, bizi milattan önce ikinci bin yıla, yani Hitit İmparatorluğu dönemine kadar götürmektedir. Arkeolojik kazılar ve elde edilen veriler, Hititlerin bu bölgeyi stratejik bir ileri karakol olarak kullandığını ve kentin çevresinde askeri tahkimatlar kurduğunu kanıtlamaktadır. Hititlerin zayıflamasıyla birlikte bölgeye hakim olan Frigler ise Ankara’nın gerçek anlamda bir şehir kimliği kazanmasında en büyük rolü üstlenmişlerdir.

Efsanevi kral Midas’ın başkent kıldığı Gordion’a yakınlığıyla bilinen Ankara, Frig egemenliği altında bölgenin ticaret ve askeri lojistik merkezi haline gelmiştir. Bu dönemde gerçekleştirilen askeri hamleler, şehrin sadece bir tarım alanı değil, aynı zamanda savunulması gereken bir istihkam olduğu gerçeğini pekiştirmiştir. Friglerin ardından gelen Lidyalılar ve Persler ise kenti bir nevi fethederek kendi imparatorluk sınırlarına dahil etmiş, Ankara’yı "Kral Yolu" üzerindeki en önemli duraklardan biri yapmışlardır.

İslam Ordularının Anadolu Seferleri Ve Ankara Kuşatmaları

Şehrin Müslümanlar tarafından ilk kez kontrol altına alınması süreci, İslam’ın Anadolu’ya yayılmaya başladığı ilk yüzyıllara, yani Emevi ve Abbasi dönemlerine kadar uzanmaktadır. Yedinci yüzyılın ortalarından itibaren Bizans İmparatorluğu ile girilen yoğun mücadeleler kapsamında İslam orduları defalarca Anadolu içlerine seferler düzenlemiştir. Bu akınlar sırasında Ankara Kalesi, stratejik konumu nedeniyle kilit bir hedef haline gelmiştir.

Tarihsel kayıtlara göre Ankara, milattan sonra sekiz yüz otuz sekiz yılında Abbasi Halifesi Mutasım Billah döneminde gerçekleştirilen büyük bir sefer neticesinde geçici olarak fethedilmiştir. Bu fetih hareketi, kentin Bizans hakimiyetinden kısa süreliğine de olsa çıkmasına ve bölgedeki İslam etkisinin ilk tohumlarının atılmasına vesile olmuştur. Her ne kadar bu dönemdeki hakimiyet kalıcı bir yerleşim düzeninden ziyade askeri bir başarı olarak kayıtlara geçse de, Ankara’nın İslam dünyasındaki tanınırlığı bu büyük seferle birlikte artmıştır.

Türklerin Anadoluya Girişi Ve Selçuklu Hakimiyetinin Başlangıcı

Ankara’nın kaderini sonsuza dek değiştiren ve kenti bir Türk-İslam yurdu haline getiren asıl fetih, on birinci yüzyılda Selçuklular tarafından gerçekleştirilmiştir. Bin yetmiş bir Malazgirt Zaferi’nin ardından Anadolu’nun kapılarının tamamen açılmasıyla birlikte, Türk akıncıları hızla iç kesimlere doğru ilerlemişlerdir. Ankara Kalesi ve çevresi, bin yetmiş üç yılında Selçuklu komutanları tarafından fethedilerek Bizans idaresinden kesin olarak alınmıştır.

Bu tarih, kentin dokusunun İslam mimarisi ve Türk kültürüyle yoğrulmaya başladığı milat olarak kabul edilir. Selçuklu döneminde Ankara, sadece bir askeri üs olmaktan çıkmış, medreseleri, camileri ve ticaret hanlarıyla gelişmiş bir şehir yapısına kavuşmuştur. Bu dönemdeki kalıcı fetih, bölgedeki Türk nüfusunun artmasını sağlamış ve Ankara’nın Anadolu’daki en güvenli sığınaklardan biri olmasının önünü açmıştır.

Osmanlı Devleti Ve Ankara Savaşı Sonrası Gelişmeler

Selçuklu otoritesinin sarsılmasının ardından Ankara, bir süre yerel beylikler ve özellikle "Ahiler" adı verilen zanaatkar teşkilatı tarafından idare edilmiştir. Ankara’nın Osmanlı topraklarına katılması ise on dördüncü yüzyılın ortalarında, Orhan Gazi döneminde gerçekleşmiştir. Bin üç yüz elli dört yılında Şehzade Süleyman Paşa’nın bölgeye düzenlediği seferle Ankara kalesi savaşsız bir şekilde Osmanlı idaresine geçmiştir. Ancak kentin tarihindeki en büyük sarsıntı, bin dört yüz iki yılında Yıldırım Bayezid ile Timur arasında gerçekleşen Ankara Savaşı ile yaşanmıştır.

Bu savaşın ardından şehir kısa süreliğine Timur’un kontrolüne girse de, Osmanlı’nın fetret devrini atlatmasının ardından Çelebi Mehmed döneminde tekrar merkezi otoriteye bağlanmıştır. Osmanlı idaresi altındaki Ankara, tiftik keçisi üretimi ve dokumacılık ile dünya çapında bir ticaret merkezi haline gelmiş, kentin fethiyle başlayan süreç modern bir başkentin doğuşuna kadar uzanan o uzun yolculuğun en kritik aşamalarını oluşturmuştur.