Suyun vücudun yaklaşık yüzde 75’ini oluşturduğunu hatırlatan Çümen,

“Toplumda sıkça duyulan ‘ne kadar çok su içersen o kadar sağlıklısın’ düşüncesi her zaman doğru değil. Gereğinden fazla ve hızlı su tüketimi, kandaki sodyum dengesini bozarak baş dönmesi, mide bulantısı ve hatta bilinç kaybına kadar varabilen tablolara neden olabilir. Su, her gün kullandığımız bir ilaç gibi düşünülmeli; doğru kişide ve doğru miktarda fayda sağlar”

dedi.

Alanya sağlık turizminde hedef büyüttü!
Alanya sağlık turizminde hedef büyüttü!
İçeriği Görüntüle

“Susamamak, susuz olmadığımız anlamına gelmez”

Özellikle ileri yaşlarda bazı hormonal değişiklikler nedeniyle susama hissinin azalabildiğini belirten Çümen,

“Kişi susadığını hissetmese bile vücudu susuz kalmış olabilir. Bu nedenle ‘canım su istemiyor’ demek yeterli sıvı alındığını göstermez. Bunun tam tersine, gün boyu sürekli su içen bazı kişilerde de farkında olmadan aşırı sıvı alımı görülebilir ve bu durum su zehirlenmesine kadar ilerleyebilir. Önemli olan dengeyi korumaktır”

ifadelerini kullandı.

“Çay ve kahve suyun yerini tutmaz”

Çay ve kahvenin sıvı içeriğine rağmen suyla karıştırılmaması gerektiğini söyleyen Çümen, bu içeceklerin fazla tüketildiğinde vücuttan su atımını artırabildiğine dikkat çekti.

“Sadece çay veya kahve tüketerek su ihtiyacını karşıladığını düşünmek yanıltıcıdır. İdrar rengi su tüketimiyle ilgili ipuçları verse de her zaman net bir ölçüt değildir; genelleme yapmak doğru olmaz”

dedi.

“Her hastaya bol su önerilmez”

Böbrek taşı olan kişilerde yeterli su tüketiminin büyük önem taşıdığını belirten Çümen, bazı hastalık gruplarında ise aşırı suyun ciddi riskler oluşturabileceğini söyledi.

“Kalp yetmezliği, ileri evre böbrek hastalığı ya da karaciğer sirozu olan bireylerde fazla su içmek, vücutta sıvı birikimine ve nefes darlığına yol açabilir. Bu hastalarda günlük su miktarı mutlaka hekim tarafından kişiye özel belirlenmelidir”

diye konuştu.

“Sekiz bardak kuralı herkese uymaz”

Su ihtiyacının kişiden kişiye değiştiğini vurgulayan Çümen,

“Yaş, kilo, günlük hareket düzeyi, terleme miktarı, gebelik, emzirme durumu ve hatta yaşanılan şehrin iklimi bile su ihtiyacını etkiler. Sıcak bir bölgede yaşayan biriyle serin bir şehirde yaşayan kişinin ihtiyacı aynı değildir. Bu nedenle herkes için geçerli tek bir rakamdan söz edemeyiz”

dedi.

Kaynak: Antalya Hakkında