Değerli okurlarım tüm dünyanın gözü ve kulağı 36. Nato Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ndeydi. Türkiye'nin ev sahipliğinde ve Ankara'da Cumhurbaşkanlığı küllüyesinde gerçekleştirildi. Diğer devlet başkanlarının yanı sıra herkesin gözü Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Amerikan Başkanı Donald Trump'ta idi.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan ile Trump'ın samimi görüntüleri ve konuşulan konular gündeme bomba gibi düştü. Birçok ülkenin özellikle de İsrail'in F35 uçakları ile ilgili konudan rahatsızlığını ulusal yayın yapan kanallar ve haber sayfaları geniş yer verdi.
İşte dünün "imkânsız" görünen gelişmeleri, bugün diplomatik masalarda gerçeğe dönüşebiliyormuş. ABD Başkanı Donald Trump'ın Türkiye'ye uygulanan CAATSA yaptırımlarının kaldırılacağını açıklaması da bunun son örneklerinden biri oldu. Yıllardır iki ülke arasında güven krizine neden olan yaptırımların sona ereceğinin duyurulması, yalnızca Ankara ile Washington arasındaki ilişkileri değil, NATO'nun geleceğini ve bölgesel dengeleri de yakından ilgilendiriyor artık.
Belki hatırlarsınız 2019 yılında Türkiye'nin Rus yapımı S-400 hava savunma sistemini satın alması, ABD'nin sert tepkisine neden olmuştu ve bu durum sonucunda da Türkiye, F-35 savaş uçağı programından çıkarıldı ve CAATSA yaptırımları yürürlüğe girmişti. O dönem bu karar, iki müttefik arasında son yılların en ciddi diplomatik krizlerinden biri olarak değerlendirilmiş ve oldukça çok konuşulmuştu.
Bugün gelinen noktada ise tablo artık çok farklı. Başkan Trump'ın "Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz" sözleri, Washington'un Türkiye politikasında yeni bir yaklaşımın sinyali olarak görüldü. Elbette bu açıklamanın siyasi boyutu da göz ardı edilemez tabiki. Ülkemiz açısından bakıldığında ise yaptırımların kaldırılması yalnızca savunma sanayii meselesi değil, bu gelişme, ekonomik güven ortamına katkı sağlayabilecek, uluslararası yatırımcı algısını olumlu yönde etkileyebilecek ve Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını aralayabilecek potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum.
Tabii 7 Temmuz'da (2026) yapılan bu açıklamlar ile her şeyin tamamen çözüldüğünü söylemek için henüz çok erken. Çünkü CAATSA yaptırımlarının kaldırılması sürecinde ABD Kongresi'nin devreye girmesi bekleniyor. Kongre'nin itiraz hakkı bulunuyor ve geçmişte Türkiye konusunda oldukça sert tutum sergileyen isimlerin varlığıda biliniyor. Hani derler ya dereyi görmeden paça sıvanmaz diye işte bu nedenle diplomatik süreç henüz tamamlanmış değil. Bekleyip hep beraber göreceğiz ama benim düşünceme göre ABD Başkanı Trump bu konuda bize destek verecektir.
Gelelim F35 konusuna, eğer Türkiye yeniden programa dahil edilirse, bu yalnızca hava kuvvetlerinin modernizasyonu anlamına gelmeyecek aynı zamanda yıllardır devam eden güven bunalımının da önemli ölçüde yeniden düzeleceğinin göstergesi olacak. Sonuç olarak uluslararası ilişkilerde kalıcı dostluklar ya da kalıcı krizler yoktur aslında. Değişmeyen tek unsur ülkelerin çıkarlarıdır. Türkiye ile ABD arasında yeniden oluşan bu hoş zemin, her iki taraf için de yeni fırsatlar doğurabilir diye düşünüyorum.
Şimdi sonucu bekleyeceğiz değerli okurlarım. Önümüzdeki haftalar da CAATSA yaptırımlarının akıbetini hep birlikte görüp öğrenceğiz. Ve Orta doğuda güç dengelerinin nasıl değişeceğine de tanık olacağız.