Antalya’nın kuzeybatısında, Burdur sınırına birkaç kilometre mesafede, çoğu turistin ve hatta yerel halkın bile bilmediği bir doğa harikası yatıyor: Gölcük Gölü. Ama burayı sadece bir göl olarak tanımlamak, Torosların kalbindeki bu lav kraterine büyük haksızlık olur.
Bilimsel adıyla bir maar gölü olan Gölcük, binlerce yıl önce gerçekleşen volkanik patlamalar sonucunda oluşmuş. Türkiye’deki az sayıda volkanik gölden biri olma özelliğine sahip olan bu alan, doğa severlerin yeni gözdesi olmaya aday.
Gölcük Gölü Neden Farklı?
Pamukkale Üniversitesi’nden Doç. Dr. Yalçın Karadeniz’in yürüttüğü saha çalışmalarına göre, gölün tabanı lav ve tüf katmanlarıyla kaplı. Yapılan karbon testlerinde gölün yaklaşık 10.000 yıl önce aktif bir volkan konisinden arta kalan bir kaldera olduğu ortaya çıktı.
“Burası sadece görsel bir şölen değil. Anadolu’daki volkanik geçmişin canlı örneği. Kraterin içindeki su, 50 metreyi aşan bir derinliğe ulaşıyor.”
– Doç. Dr. Yalçın Karadeniz
Göl, Korkuteli ilçesine yaklaşık 30 kilometre mesafede ve Gölcük Yaylası üzerinde yer alıyor. Yayla, ilkbahar aylarında açan çiçeklerle adeta renk patlaması yaşıyor. Gölün kenarında kamp yapılmasa da doğa yürüyüşleri ve astro fotoğrafçılık için bölge oldukça ideal.
Göl çevresinde herhangi bir yapılaşma yok, bu da alanın sessizliğini ve doğal dengesini korumasını sağlıyor.
Biyolojik Çeşitlilik de Şaşırtıcı
Göl çevresinde yapılan son analizlerde, lav kraterinden gelen minerallerin etkisiyle oluşmuş özel bir mikro ekosistem gözlemlendi. Özellikle göl suyunda yaşayan bazı mikro alg türlerinin, farklı pH seviyelerine rağmen hayatta kalabildiği tespit edildi. Bu özellik, gölün bilimsel açıdan da önemli olmasını sağlıyor.