Türkiye’nin yıllardır kanayan yarası haline gelen Gülistan Doku dosyasında son günlerde yaşanan baş döndürücü gelişmeler adalet arayışını yeni bir boyuta taşıdı. Munzur Üniversitesi öğrencisi olan ve 2020 yılının başından bu yana kendisinden tek bir somut iz dahi alınamayan genç kızın akıbeti hakkındaki belirsizlik sürerken devletin en üst kademelerinden gelen açıklamalar kamuoyunda infial yarattı. Uzun süredir sessizliğini koruyan dosya kolluk kuvvetlerinin ve yargı mercilerinin attığı radikal adımlarla yeniden tozlu raflardan inerek memleketin en önemli gündem maddesi haline dönüştü.
Soruşturma kapsamında elde edilen yeni veriler ve teknik incelemeler ışığında yürütülen süreçte bazı üst düzey isimlerin ve yakınlarının dosyaya dahil edilmesi meselenin seyrini tamamen değiştirdi. Özellikle olay döneminde bölgede görev yapan mülki idare amirleri ve onların aile üyeleri üzerindeki şüphelerin yoğunlaşması yargı bağımsızlığı ve adalet vurgusunu bir kez daha ön plana çıkardı. Toplumun her kesiminden yükselen adalet çığlığına karşılık olarak yürütülen bu titiz çalışma kayıp bir hayatın ardındaki sır perdesini aralamayı hedefliyor.
Eski Vali Ve Yakınları Hakkındaki Şok İddialar
Tunceli’de görev yaptığı dönemdeki faaliyetleriyle tanınan eski vali Tuncay Sonel’in isminin bu karanlık olayla anılmaya başlanması soruşturmanın en sarsıcı virajlarından biri oldu. Güvenlik birimlerinin yürüttüğü derinlemesine tahkikat neticesinde o dönemde kullanılan araçların ve teknik imkanların cinayet ihtimalini güçlendirecek şekilde incelenmeye alınması dosyadaki gizemli havayı dağıtmaya başladı. İstanbul’daki kriminal laboratuvarlara gönderilen delillerin analiz sonuçları beklenirken odağın valinin oğlu üzerinde toplanması meselenin siyasi ve hukuki boyutlarını da tartışmaya açtı.
Medyaya yansıyan bilgilere göre olay yerinde tespit edilen bazı biyolojik kalıntılar ve araç içerisinden alınan örnekler üzerinde yapılan DNA eşleştirmeleri soruşturmanın yönünü doğrudan belirli isimlere çevirdi. Yıllardır bir "kayıp" vakası olarak nitelendirilen olayın artık bir "cinayet" şüphesiyle ele alınması adaletin tecelli etmesi noktasında aileye büyük bir umut aşıladı. Gözaltı süreçleri ve sorgulamaların ardından ortaya çıkacak tablo Türkiye’nin adalet tarihindeki en kritik dosyalardan birinin çözülmesini sağlayabilir.
Cumhurbaşkanlığı Kanadından Gelen Sert Adalet Vurgusu
Sürecin hassasiyeti ve toplumsal etkisi nedeniyle en üst düzey devlet makamlarından da art arda açıklamalar gelmeye devam ediyor. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın konuya dair yaptığı sert çıkışlar devletin bu meseleyi örtbas etmek yerine sonuna kadar üzerine gitme iradesini gösterdiğini kanıtlıyor. Saral tarafından dile getirilen ve bir eski valinin evladının isminin böylesine korkunç bir vakada geçiyor olmasının yarattığı üzüntü aslında devletin kendi içindeki temizlenme sürecinin de bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Danışman Saral yaptığı değerlendirmelerde adaletin devletin temeli olduğunu ve suç işleyenin kimliği ne olursa olsun cezasız kalmayacağını net bir dille ifade etti. Eğer elde edilen bulgular bir katliamı veya cinayeti işaret ediyorsa suçlunun mevkisinin hiçbir koruma sağlamayacağı belirtilirken maşeri vicdanın ancak hakikatin ortaya çıkmasıyla huzura erebileceği vurgulandı. Bu yaklaşım sadece Gülistan Doku vakası için değil benzer tüm faili meçhul dosyalar için bir kararlılık mesajı niteliği taşıyor.
Adli Makamların Kararlılığı Ve Teknik İnceleme Süreci
Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen operasyonel süreçlerde dosyaya atanan yeni isimlerin kararlılığı dikkat çekiyor. Başsavcı Ebru Cansu ve ekibinin geçmişteki tüm ihmalleri ve eksik bırakılan noktaları tek tek mercek altına alması soruşturmanın profesyonel bir zemine oturmasını sağladı. Geçmişte verilen ifadelerin çelişkileri teknik takip verilerindeki boşluklar ve bölgedeki kameralardan elde edilen ancak daha önce analiz edilmeyen görüntüler şimdi en ince detayına kadar taranıyor.
Hukukçular ve kriminal uzmanlar tarafından kurulan özel birimler Gülistan Doku’nun kaybolduğu günün tüm kronolojisini saniye saniye yeniden kurguluyor. Bu kapsamda ulaşılan yeni tanıkların beyanları ve dijital materyallerin deşifre edilmesiyle birlikte olayın bir kaza veya intihar değil bilinçli bir müdahale olduğu teorisi güç kazanıyor. Başsavcılığın bu dik duruşu hem bölge halkı hem de kayıp yakınları tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanırken tüm gözler kriminal raporların nihai sonucuna kilitlenmiş durumda.
Yıllardır Süren Bekleyişin Toplumsal Vicdandaki Karşılığı
Gülistan Doku olayı sadece bir asayiş vakası olmanın ötesine geçerek Türkiye’de kadın cinayetleri ve cezasızlık politikalarına karşı yürütülen mücadelenin simgesi haline geldi. Ailenin her platformda dile getirdiği "Gülistan nerede" sorusu bugün devletin en yetkili ağızlarından "faili bulacağız" cevabıyla yankı buluyor. Uzun yıllar süren belirsizlik süresince ailenin yaşadığı psikolojik yıkım ve toplumsal destek dalgası davanın bir an bile unutturulmamasını sağladı.
Bugün gelinen noktada elde edilen bulguların ciddiyeti ve yargının attığı somut adımlar artık yolun sonuna gelindiğine dair güçlü bir işaret olarak okunuyor. Suçluların kim olduğu veya kimler tarafından korunduğu iddiaları artık kapalı kapılar ardında değil mahkeme salonlarında açıkça tartışılıyor. Adaletin gecikmiş olsa da tecelli edeceği ve bu karanlık sayfanın gerçeklerle kapatılacağı günün yakın olduğu her geçen gün daha yüksek sesle dillendiriliyor.




