Bu hafta ki köşe yazımda hangi konuya değinelim diye düşünürken çalışma arkadaşlarım Utku ve Cengizhan'dan ilham aldım.Yapmış oldukları podcast'te Antalya ve Ülkemizde kepenklerini indiren esnaflardan, batan firmalardan bahsederlerken bu konunun aslında ciddi boyutları ulaştığını gördüm. Kısacası kapanan kepenklerin sessiz hikayesini kaleme alarak sizlerle paylaşmak istedim.

Son zamanlarda şehirde gezerken fark etmemek imkânsız…
Bir zamanlar ışıkları yanan, insanların girip çıktığı, sohbetlerin döndüğü o dükkânlar şimdi kapalı. Antalya’da da, Türkiye’nin dört bir yanında da aynı manzara: Kepenkler bir bir iniyor, tabelalar sökülüyor, vitrinlerde “devren kiralık” yazıları boy gösteriyor.

Ekonomik zorluklar artık sokağın gerçeği. Elektrik, kira, personel, vergi derken işini ayakta tutmak isteyen küçük esnaf nefes alamaz hale geldi. Üstelik sadece küçük işletmeler değil, yıllardır markalaşmış büyük mağazalar bile dayanamaz oldu bu tempoya. Her kapanan dükkân, aslında bir hayalin, bir emeğin sessizce yok oluşu demek.

Ekonomideki dalgalanmalar, yüksek giderler ve düşen alım gücü, ticaretin kalbini zorluyor. Alışveriş merkezleri boşalıyor, ara sokaklardaki işletmelerin ışıkları birer birer sönüyor. Şehir sessizleşiyor, çünkü kepenk kapanınca sadece bir iş yeri değil, bir mahalleye ait ses de susuyor.

Antalya sokaklarında da tablo farklı değil. Muratpaşa’da yıllardır aynı yerde hizmet veren pastaneler, Konyaaltı’ndaki butik mağazalar, Kepez’deki küçük atölyeler bir bir kapılarına kilit vuruyor. Kimi pandemi sonrası toparlanamadı, kimi kiralara yetişemedi, kimi de artan maliyetlerin altında ezildi. Turizm kenti olmasına rağmen, yerel ticaretin nabzı artık eskisi gibi atmıyor. Akşamları ışıkları sönmüş vitrinler, aslında bu şehrin içten içe verdiği ekonomik mücadelenin bir yansıması.

Ama çok ciddi bir sorun daha var! 

Antalya’da gelen turist sayısı her yıl artsa da bu hareketlilik artık esnafa beklenen katkıyı sağlamıyor. Çünkü son dönemde bazı işletmeler, turist yoğunluğunu fırsat bilerek fiyatları oldukça yukarı çekti. Bu durum hem yerli halkı hem de yabancı turistleri alışverişten uzaklaştırdı. Turist, “Antalya pahalı şehir” algısı nedeniyle alışveriş yapmaya çekinir hale geldi ve rotasını başka ülkelere çevirdi. Buda hem esnaf için hemde Antalya'mız için pek iyi olmadı.

Peki ya çözüm, sadece rakamlarlamı ? Bence sadece rakamlar değil insanda büyük faktör.
Belki yeniden birbirimize destek olmayı ve önceliğimizi yerel esnaftan alışveriş yapmayı, emeğin değerini hatırlamayı öğrenmemiz gerekiyor. Ve esnafımızda satmış olduğu ve emek verdiği ürünleri fahiş fiyata satarak değil hem kendi halkına hemde bu güzel vatanımızı ziyarete gelen insanlara ederi ve kârı ne ise ona göre satmalı. Unutmayın bir şehrin canlılığı, o şehrin sokaklarındaki ışıklarda gizlidir.